31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayramın ikinci günü

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugün bayramın ikinci günüydü. Öğlene kadar horul horul uyudum. Sonra kalkıp derse gitmek için yola koyulduğumda yurdun giriş katında Endonezyalılarla karşılaştım. Bayramlaştık felan. Dediklerine göre yurtta benden başka bir sürü Müslüman daha varmış. Keşke bayramlaşma etkinliği yapabilseydik ama kimseyi tanımıyorum daha. Neyse kurban bayramına kaldı. Toplaşıp kedi köpek keseriz artık.

Derse geç kaldım dolayısıyla. Hoca da azimliymiş. İlk günden bir ton ders işledi. Daha sonraki Korece dersleri pazartesiye kadar iptal olduğu için iki Asyalı-Amerikalı arkadaşımla süpermarkete gittim:


Ucuz olanı aldım tabi ki de


Onların da bayramı yaklaştığı için her yerde bu paketlerden vardı

Lezzetli görünüyor

Et

Tavuk

Ekmek

Suşiler

Pastalar

Bizdeki ekmeğe en benzeyeni
Pahalı olduğu için almadım

Ramen
Kimyasal deposu
Her yediğimde sivilce çıkarıyor

Reçelleri jel gibi

Ekmek!!

En ekonomik olanı
Bununla bizim tost ekmekleri arasındaki fark =
bizim normal ekmeklerle bizim tost ekmekleri arasındaki fark

Ramen ramen ramen

Şampuan

Vernelleyin yumuşacık olsun

Yoğurt aktivya felan


Peynir ve tereyağı inanılmaz pahalı


Rendelenmiş kaşar

Ev yapımı yoğurtmuş

Kahvaltı gevrekleri bizimkinden daha ucuz
Neredeyse her Koreli kızın diyet yaptığını hesaba katarsak
Normal sayılır

Eritme peynir ve tereyağı

Sepetim

Bu kadar tuttu



Sonunda ekmek arası bir şeyler yapıp yiyebildim. Ekmek arası reçel ve yağ. Normalde hiç yemediğim bu ikilinin bu kadar kıymete bineceğini hiç tahmin etmezdim.

Ben reçelli ekmeğimi yiyeduruyum, Japon arkadaşımın kendi grubu olan grup 9'la Han Nehri'ne gidecekleriyle ilgili mesajını aldığım gibi soluğu buluşma yerinde aldım. Benden kaçar mı:


Uzay gemisine benzer şey aslında bir üstgeçit


Nehir kenarında oturan insanlar







Kızarmış tavuk ve içecekle piknik



Yan tarafımızda gitar çalan gençler de vardı

Burada patlattığımız havai fişekleri çekmeye çalışıyordum
Grup 9 benim grubum olan grup 8'den pek çok açıdan daha iyi. Her ne kadar grup 9 üyeleri 8'i okulun en havalı grubu olduğunu söyleseler de.. Haklılar belki de.. Bizim badiler biraz havalı. Buradaki badiler inanılmaz yardımseverler. Nehrin kenarında ışıklı uçaklardan görüp aldım. Uzaklara fırlatmaya çalışırken koca bir çalı yığını içine düştü. İki tane badi arka taraftan dolaşıp çalıların arasına girmeye çalıştılar ama alamadılar. Ben de şansıma küsüp piknik yapılan yere gittim. 10 dakika sonra ne görüyüm, o iki badi güç bela çalıların arasına girip ışıklı uçağımı çıkarmışlar. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemedim. Daha sonra, reçelli ekmeğimin yanında yediğim ekşi elma yüzünden karnım ağrımaya başladı. Başka iki badi pikniği bırakıp beni markete götürdüler. İyi geleceğini düşündükleri tadını tam çıkaramadığım, tarçın- karanfil arası kesin bir kokusu olan bir şurup aldık. Kısa süre de olsa iyi geldi. Tabi o sırada uçağı fırlatırken elimi yaralamışım. Başka bir badi hemen yara bandı yapıştırdı. Bu grubun badilerini çok sevdim. 

Asıl bombayı dönüş yolunda başka bir badi patlattı: Tanışırken nereli olduğumu sordu. Türkiye deyince senin adın Saadet mi dedi heyecanlı bir şekilde. Ben de evet dedim. Ben senin badinim günlerdir seni arıyorum neredesin sen dedi. Film sahnesine benzer bu anı gözünüzde canlandırabilmişsinizdir umarım. Bildiğiniz gibi ben aslında grup 8 üyesi felan değilim. Oryantasyonun ilk günü başlığında anlattığım gibi, jetlag yüzünden oryantasyonun başını kaçırdım ve dolayısıyla orada gördüğüm ilk insan topluluğuna kaynak yaptım. Şans eseri asıl grubumla karşılaşmış olmam da beni mutlu etti. Kendimi yıllar sonra ailesini bulan evlatlık çocuk gibi hissettim.
Şurubum, ışıklı uçağım, yara bandım ve Siyah-Amerikalı bir
arkadaşımın verdiği ağrı kesici gibi bir ilaç
Yurda geldiğimizde gece yarısı olmuştu. Bildiğiniz gibi burada hayat gece işliyor çünkü çalışma saatleri çok uzun. Benim de haftanın dört günü dersimin 7'ye 10 kala bittiğini düşünürsek pek de geç sayılmaz. Bütün derslerim öğleden sonra olduğu için uyku saatimi sabaha doğruya getirip öğlene doğru uyumayı planlıyorum. Böylece 6 saatlik saat farkı yüzünden Türkiye'de akşama doğru internete giren arkadaşlarımı kaçırmamış olurum. Tabi becerebilirsem. 

Geldiğimde karnım acıkmıştı ve adını saadetbap koyduğum garip bir şeyler hazırladım:

Yosunları ton balığının yağıyla yumuşattım

Makinedeki pirinçleri beklemekten sıkılıp arasına pirinç keki koydum



Yumuşayan yosunlara pirinç lapalarını (pilav demeye elim varmıyor)
serip üstüne ton balığı koydum

Sarma sarmaktan zor
Lezzeti görünüyor değil mi? Tadı nasıl mıydı? Tam bir fiyasko. Yarısını yarın yiyebilirim belki umuduyla buzdolabına tıkıştırdım. Yemezsem arkamdan ağlar.

Yarın yine ders var ama cuma boş günüm. Yara bandı yapıştıran badi Türk olduğumu öğrenince çok sevindi. Hayatında gelmeyi en çok istediği ülke Türkiye'ymiş. Antlaşmamız var seneye seni bizim okula bekliyorum dedim ama şimdi aklıma geldi kız medya bölümündeydi. Bizim okulda öyle bir bölüm yok. Burada medya bölümünden bir ders almıştım politik iletişim diye. O hocanın çok çetin olduğunu söyledi. Yarın o dersi bırakmayı düşünüyorum. Olmadı kalırım dersten, kaldığım dersler ortalamayı etkilemiyor çünkü. Bu da şimdiki ders programım, ne ekler ne çıkarırım bilmiyorum: