23 Ağustos 2011 Salı

Oryantasyon ilk günü.

Bugün oryantasyonun ilk günüydü. Normalde sabah 9.30'da başlaması gerekiyordu ve benim uyandığımda hava daha karanlıktı. Biraz daha uyuyabilirim diye düşünürken saate bir baktım saat 12'yi çoktan çoktan geçmiş! Perdeyi açtığımda acı gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım. Türkiye'de her gün 7 civarı kalktığım için 6 saat farkla öğleden sonra 1'e doğru kalktım. Kalkış ama ne kalkış! Apar topar giyinip yüzümü bile yıkamadan aşağı, danışmaya koştum. Görevliye oryantasyona geç kaldığımı, değişim ofisini aramak için numaram olmadığını söylemeye çalıştım ama nafile. Adamın İngilizce olarak söylediği tek şey saatin 1 olduğuydu. Vücut dili de devreye giremeyince kendimi dışarı attım Oradan geçen iki öğrenciyi durdurup değişim ofisini aramam gerektiğini söyledim. Numarayı gösterdim, eksik dediler. Tekrar yurda girip internetten değişim ofisinin yerini bulduk ama çok uzaktaydı. İki öğrenciden biri orayı arayıp durumumu izah edince bana saat 1.30'da başka bir binada toplanacaklarını söyledi. Dışarı çıkınca bana yolu tarif edip başka tarafa gittiler. Şansıma gideceğim bina daha yakındı ama yine de karışıktı. Başka iki öğrenci daha gördüm. Sağ olsunlar beni gideceğim binaya kadar bıraktılar. Binada başka yabancı öğrenciler badileriyle birlikte bekliyorlardı.

Bu arada badi (buddy) okulun değişim öğrencilerine yardım için verdiği gönüllü öğrenciler. Normalde benim badim de bana mail atmıştı ama nasıl olsa görürüm sonra diye tanışma ihtiyacı hissetmemiştim. Keşke beni uyandır diye mail atsaydım kıza. Neyse. Yukarı çıkınca kimi gördüm? Tabi ki de Bilkent'ten gelen diğer öğrenci Selcen. Onun da badisi kaybolmuş yeni badi vermişler. Ben de onlarla birlikte 8. gruba dahil oldum. 8. grubun içinde bana başka badi verdiler ama ders kaydı için gittiğimiz yerde o grup içinde en çok öğrencilerle ilgilenen badinin peşine takıldım akşama kadar da bırakmadım. Normalde her badinin 4-5 tane öğrencisi var ve her grupta yaklaşık 20 tane badi var. Bunların hepsi kayıt altındaymış ve normalde benim de resmi olarak bir badim olmasına rağmen akşama kadar 4 tane badi değiştirip en sonuncusunda kara kıldım. Kız çok yardımseverdi. Diğerlerinin pek öyle olduğunu söyleyemeyeceğim. Selcen'in badisi hiçbir şeyine doğru düzgün yardım etmemiş. Benim badim yaptığım kız ise sırf ben domuz eti yemiyorum diye beni grubun bulunduğu restorandan çıkarıp istediğin yere gidelim diye caddeyi gezdirdi.

Kore'de domuz eti bulunmayan yemek bulmak abarttıkları kadar zor değilmiş. En sonunda bir yerde karar kılıp sebzeli kızarmış pirinç yedim. Tadı annemin yaptığı, marulun arasına koyup yediğimiz yumurtalı soğanlı pilavın aynısıydı. Yanında salata çorba ve turşu vardı  ve fiyatı 4.000 Won'du yani yaklaşık 4 dolar. Akşam yemeği için iyi bir fiyat aslında. Dikkatimi çeken bir başka şeyse yemek yenilen yerde suyun bedava olması. Ya da ben hep öylesine denk geldim. Bilmiyorum.

Kampüs turuna geç kalmış olsam da kayıtlar için dolaşırken gezmiş bulundum. Binalar çok güzel. Ağaçların arasındaki patikalardan yürümek ise ayrı bir keyif kaynağı. Telefonumun hafıza kartını unuttuğum için hiç fotoğraf çekemedim ama kendi kampüs turumu yaptığım bir gün bol bol fotoğraf yükleyeceğim.

Kampüsün bulunduğu çevre de tam bir öğrenci mekanı. Her tarafta kafe restoran ve küçük dükkanlar var. Tunalı ya benzettim biraz (her ne kadar bir Ankaralı olarak Tunalı'dan sadece arabayla ya da otobüsle geçmiş olsam da). Özellikle akşam vakti her taraf ışıl ışıl tabelalarla dolu oluyor. Bu arada akşam demişken yemekten sonra grubumdaki badiler herkes dağıldıktan sonra ortada kalan bir yabancı öğrenciyi diğer yabancı öğrencilerin olduğu bir bara bıraktılar. Kendileri de ertesi günün programını yapmak için diğer badilerle toplanacaklarmış. Ortada kaldım yani. E napalım seni o zaman derken badilerden biri beni oradaki bimilyoncuya bırakıp yurda nasıl geri döneceğimi de söyleyip gitti.

Bimilyoncuda her şey çok ucuzdu. Malum onlar Çin'e bizden daha yakınlar. Bir kaç parça eşya alıp yurda geri döndüm:

4'lü elbise askısı 1000 W, köpüklü el sabunu 3000 W,
bardak 2000 W, ıslak mendil 2000 W, duş lifi 1000 W,
8'li askı 1000 W, kumaş kalemlik 1,500 W
Odaya geldikten sonra ortalarda gözükmeyen oda arkadaşım da geldi. Arkadaşıyla Jeju Adası'na gezmeye gitmiş. Adı Irina. Rus vatandaşı olan bir Koreli. Ailesi Rusya'daymış ve kendisi de buranın tam zamanlı öğrencisi. Neden bu kadar çok eşyası olduğunu da anlamış bulundum haliyle. Benden önceki değişim öğrencisi benim için tabak, bardak ve kaşık bırakmış:

Çopstik bile var
Kore'ye alıştım sayılır. Tek sorun okul dışındaki insanların (ya da genç olmayanların diyelim) benim anlamadığımı bile bile benimle ısrarla Korece konuşmaları. Bimilyoncuda görevli kadına elbise askısının yerini sordum, hatta parmağıma elbise askısı çizdim ama nafile kadın uzun uzun bir şeyler söyleyince kendi askımı uzun aramalar sonucunda kendim buldum. Zaten almama da gerek yokmuş. Benden önceki kız bir ton elbise askısı bırakmış. Üşenmeyeceğimi bilsem pijamalarımı bile asardım çünkü dolap askıyla doldu. Neyse alışveriş yaptıkça asarım.

Üstteki halka yurdum, alttaki halka diğer öğrencileri yakaladığım yer.
Ok işareti ise restorana ve bimilyoncuya gidiyor.

Bu arada okulun bulunduğu çevre Tunalı'ya benziyor demiştim ya. Badilerden birinin dediğine göre aslında burası çok küçük bir çevreymiş. Asıl Seul merkez çok daha ışıklı ve büyük binalarla doluymuş. Sen burayı beğendiysen oraya bayılırsın dedi. Göreceğiz bakalım.

Şimdilik bu kadar. Bir kaç saat sonra oryantasyon başlayacak. Bu sefer fotoğraf çekmeyi planlıyorum ama ortada Japon turist gibi de gezmek istemiyorum çünkü kimse fotoğraf çekmiyor. Öyle yani. Tek başıma gezmeye başladığımda çekilmedik fotoğraf bırakmayacağım.

1 yorum:

  1. Allah'ın sevgili kulu ya :) çopstik bile bırakmışlar :) aman annem capon turist modunda foto çekme, gizliden çaktırmadan çek :) Oğuz Şahin.

    YanıtlaSil