16 Eylül 2011 Cuma

Sineklik

Bugün ve dün pek dişe dokunur bir şeyler yapmasam da insan gubidik şeylerden bile keyif almasını biliyorsa pek bir sorun yok demektir. Mesela dün yine yeni bir şey öğrendim, biraz geç oldu ama bu da bir şey:

Masamın yanındaki pencere

Ortasındaki düğmeye basıp çekince sineklik çıkıyor

Alın size sineklik

Latin bir arkadaşımın verdiği çikolata

"Kitap alıcam, senin kitaplarının resmini çekebilir miyim?" dedim
Kitaplarla birlikte poz verdi
Resimden kastım bu değildi ama
 Daha sonra üşenip kitabı almaya gitmedim tabi. Onun yerine doğruca yurda gittim, giderken de yolda alışverişten gelen arkadaşlarla karşılaştım. Beraber yemek yapıp yiyeceklermiş, e ben de size katılıyım o zaman dedim. Erkeklerle kızların mutfakları ayrı olunca ayrı ayrı yapıp yarım saat sonra bodrum kattaki masalarda buluşmaya karar verdik. Yarım saatte yapabileceğim tek şey hazır çorba olunca, ve beraber yiyeceğim arkadaşlar vejeteryan olunca yaptım yayla çorbamı gittim Çinli arkadaşımın mutfağına:

O da ilginç bir şeyler hazırlamış

Hollandalı arkadaş da mantarlı çeddarlı ekmeklerden hazırlamış


Yemekteki muhabbetimiz çok güzeldi. Geleneklerden felan konuştuk. Çin kültürüyle Türk kültürünün ortak noktalarına değindik. Özellikle kızların evde kalma korkusunun Çin'de ne kadar yaygın olduğunu söyleyince şaşırmadım bile. Görücü usulü evlilik hala popülermiş dediğine göre. Hatta bazı parklarda 50 yaş üstü adamların toplanıp tanıştıklarını görürsen şaşırma dedi. Meğer çocuğu evlenme yaşına gelmiş babalar bu parklara gelip başka babalarla tanışıyorlarmış. Biz de de görücü usulü var ama bu işi genelde akrabalar, tanıdık eş dost vasıtasıyla gerçekleştiriyoruz dedim de onlarda bizim gibi kalabalık akrabaların olmadığını hatırlayınca fazla dalga geçmedim. E tek çocuk politikası olunca olacağı bu. Ha bu arada Çin'de batılılar çok popülermiş. Eğer batılı bir görünüme sahipsen her yerde el üstünde tutulursun dedi. Hatta Hollandalı olan bir süre Çin'de kalmış, bazı yerlerde sırf batılı oldukları için para almadıklarını söyledi. O yeri daha nezih gösteriyormuş orada bir batılının bulunması. Her ne kadar gururum okşanmış olsa da üzüldüm açıkçası. Bir de bu Çinli arkadaş Çin'de eğitimli insanların dini saçma bulduklarını söyledi. Bunda da yerel dinlerinin günümüz mantığına uygun olmadığının da etkisinin olduğunu belirtti. Her ne kadar kendisi bir dine inanmasa da bir arayış içinde olduğunu, bu yüzden de her pazar kiliseye gittiğini söyledi. Ben de her cuma camiye gidiyorum deyince seninle gelebilir miyim dedi. Olur dedim. Neden olmasın.

Yüz maskesiyle eğlenen gençler
Hollandalı arkadaş yayla çorbasını çok beğendi, bir süre İstanbul'da kalmış, "bana Türk yemeklerini hatırlattı" dedi. Daha sonra Türkiye'den getirdiğim pişmaniyeyi koydum sofraya tatlı niyetine, çok beğendiler, hatta bayıldılar. Yan taraftaki maskelerle oynayanlara da pişmaniyeyi denemek ister misiniz dedim. Tabi o sırada yüzlerinde maske yoktu, rahat rahat yediler, onlar da çok beğendi. Türk olduğumu söyleyince senin adın Saadet mi dedi hemen içlerinden biri. Birkaç ay önce buraya gelmeden facebook'taki değişim öğrencileri grubunda yanımda Türk yiyecekleri getireceğimi yazmıştım, şaka yapıyorum zannetmiş. Neredeyse 15 kilo kuru gıda getirdiğimi söyleyince yok artık dediler. hehe. İçlerinden biri de Seul'de kumpirci olduğunu söyledi. Arkadaşı restoranın duvarına kumpir çizmiş, onlar da bu vesileyle kumpiri denemiş olmuşlar. Sonra Hollandalı arkadaş durduk yere kumpirden bahsedince konuşmamızı duydu zannettim. Meğer Türkiye'ye değişim için gelen arkadaşı "ben burda hergün kumpir yiyorum" diye nispet yapıyormuş. Ona "bana pişmaniye gönder" diye mesaj atmış da ordan aklına gelmiş. Yan taraftakiler kumpirci biliyormuş deyince hemen gidip adresini aldı. Ben de aklımda tutarım diye yazmadım ama şimdiden unuttum bile. Tekrar sorarım.

         -----------------------------------OO----------------------------------------


Bugün ise sabahın köründe haftaya sunum yapacağımız arkadaşlarla plan yapmak üzere buluştuk. Görev dağılımı yapıp yeni fikirler üretemeden dağıldık.

Boş bir sınıf bulmak zor olmadı

Kürsüleri bile bir garip
 Sunum toplantısından sonra beraber camiye gitmek için Çinli arkadaşımı beklemem gerekiyordu. Dün beraber yemek yediğimiz, bugün de sunum için tekrar bir araya geldiğimiz Hollandalı arkadaşımın da başka bir arkadaşını beklemesi gerekiyormuş. Yapacak bir şey bulamayınca film izleyip müzik dinlenebilen, ayrıca bilgisayarların da olduğu bir yere gittik ama girişte kart okutmak gerekiyormuş. Öğrenci kartım olmadığı için de kütüphaneden geçici barkot almalıymışım. Gittik kütüphaneye barkot almaya:


Kütüphanenin giriş katı

Benim de artık bir barkotum var

Kütüphanenin asansörü


Daha sonra kütüphaneden çıkıp, daha önce giremediğim binaya gittik:


Önce bu ekranlardan rezervasyon yapmak gerekiyormuş

Müzik dinleme direkleri
Arkada da film izleniyormuş


Bunlar da bilgisayarlar

Rezervasyon yapılan masadan başkası açılmıyor

Türkiye?

Binanın içi

Sergi var sanırım ama vaktim yok

Ton balıklı kimbap
Sadece 1.200 won

Çinli arkadaşımla buluştuk buluşmasına da
Hollandalı arkadaşla Itewon metro istasyonunda tekrar karşılaştık

Caminin anaokulu

Tekrar cami

Camiden sonra Hint restoranına gittik

Tavuklu biryani

Sebzeli biryani
Vejeteryan arkadaşımın yiyebileceği tek yemekti

Ekmekleri bedava verdiler hehe

Bu sefer yemekte benden başka bir Türk daha vardı
İstanbul Üniversitesi'nden değişim için gelmiş

Tatlı pilav
Çok lezzetliydi
Ayrıca renkli olması da daha bir iştah açıcı

Restoran sahibi sanırım
Dövmeleri ve kafasındaki kocaman dikişlerle Çinli arkadaşın dikkatini çekti
 Yurda dönünce dün Korece dersindeki arkadaşlarıma söz verdiğim gibi bugün yurda gelir gelmez yemek yapmaya koyuldum. Bu seferki menüde yine patlıcan oturtma, pilav ve tarhana vardı. Onlar da gelirken kola ve portakal suyu almışlar. Bu arada burda portakal suyu çok pahalı. Normalde Türkiye'de organik meyve suları pahalıyken burda hepsi pahalı. Ben zaten Türkiye'deyken de hazır meyve suyu içmediğimden eksikliğini hissetmemiştim, dikkatimi de çekmemişti ama daha sonra Amerikalı bir arkadaşım buzdolabında portakal suyunu görüp ne kadar pahalı olduğundan yakınınca aklıma geldi. Buraya gelmeyi düşünürseniz yanınızda bol bol toz içecek getirin. Dikkatimi çeken başka bir pahalı şey de deodorant. Türkiye'de her marka ve çeşitini en fazla 5 6 liraya hatta promosyondaysa iki tanesini o fiyata alabileceğiniz deodorantın burada sadece Nivea olanı satılıyor ve 10.000 wondan aşağı fiyatını görmedim. Gördüklerimin de boyu minicikti. Bilseydim yanımda bir kaç tane getirirdim.

Patlıcan oturtmaya ve tarhanayı çok beğendiler

Her ne kadar içinde et olmasa da
Taze domates yerine evden kurutup getirdiğim domatesler olsa da
Pilav yapış yapış olsa da
Yine de güzeldi
Çünkü ben yaptım
hehe

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder