30 Eylül 2011 Cuma

Kumpir

Dün Korece sınavım olmasına rağmen yine yapacak bir şeyler buldum. İngiliz bir arkadaşım ailesine hediye almak için İnsa-Dong'a gitmek istediğini söyleyince beraber gidelim dedim. Daha önce gitmiştim ama ayrıntılı gezememiştim. Sınavdan önce Kore'ye ait geleneksel ürünlerin satıldığı yerleri gezmek güzeldi, her ne kadar turistlere yönelik olduğu için diğer yerlere göre pahalı olsa da:

Geçenlerde yaptığım tonbalıklı pirinç topları da araya kaynamış

İnsa-Dong'da gezerken tesadüfen bulduğumuz fotoğraf stüdyosu

Eğer kendi çekimini kendin yaparsan 20.000 won

Arkadaşım da denemeye karar verdi

Verdiğimiz fiyata sadece soldaki hanbokları giyebilirmişiz

Yaptığım pazarlık sonucunda saçı bedavaya yapmayı kabul ettiler





















Insa-Dong'da bir oyun salonu
Korece sınavının olduğu sırada bir önceki dersimin hocasının davetlisi olarak yıllarca Amerikan savunma bakanlığında çalışmış, şimdilerde Amerika'da bir üniversitede hocalık yapan bir adamın konferansı vardı. Sınavı hemen bitirip onun konferansına gitmeye çalışıyordum ki kayboldum. Amerikan aksanıyla İngilizce konuşulduğunu duyduğum bir konferans salonunun kapısından kafamı uzatmamla hocanın beni içeri çağırması bir oldu. İlla otur dersimize katıl deyince, yok ben başka yere gidecektim diyemedim. Beş dakika kadar orada oturdum. Meğer İngilizce konuşma dersine girmişim. Yavaş yavaş sınıftan kaçıyordum ki hocaya yakalandım. Başka bir yere gitmem gerekiyor deyip kaçtım. Asıl gitmem gereken konferans salonuna girdiğimde ise daha çok şaşırdım çünkü ben kürsüde konuşan bir adam, karşısında da onu dinleyen sıkılmış öğrenciler bekliyordum (zaten ben de oraya ek not için gitmiştim) ama öyle olmadı. İlk şaşırdığım sınıfta bizim hocanın olmamasıydı. Öğrencileri adamlarla baş başa bırakıp gitmiş. Diğer şaşırdığım şey ise öğrencilerin, ki yarısından çoğu bizim sınıftandı, ve adamların halka şeklinde oturup karşılıklı sohbet ediyor olduklarıydı. Gelen kişinin dünyaca meşhur olduğunu hoca öve öve bitirememişti. O yüzen  böyle bir manzarayla karşılaşmayı beklemiyordum açıkçası. Toplantı sonunda öğrencilerin görüşleri olumlu olsa da bazı Koreli öğrenciler durumdan biraz rahatsızdı. Her ne kadar adamların sohbet tarzı ve öğrencilerin görüşlerini ciddiye almaları hoşlarına gitse de Kore'nin Amerika'nın kuklasıymış gibi konuşmaları ve hatta toplantıya sonradan katılan ders hocasının da onlara alkış tutması canlarını sıkmış. Onlar bunları dile getirirken yabancı arkadaşlarım da Koreli arkadaşlara tanıştıkları tüm Korelilerin yurt dışında yaşamak istemelerine şaşırdıklarını söyleyince onlar da "zaten biz de burada yaşamak istemiyoruz" cevabını verdiler. Gerçekten bir ülke için üzücü bir durum.

Saat 7'ye doğru akşam yemeği yemek için toplandık. Geçenlerde yerini öğrendiğimiz kumpir restoranına gidecektik. Değişik bir şeyler denemek isteyen herkesi taktık peşimize gittik kumpir yemeye:


Metroda göz kırpmama oynamaca
Kırptıı

Kumpirci doluymuş, numaranızı verin boşalınca sizi arayalım dedi


Dolanıp tekrar geri döndük

Ne yesek ne yesek






























Oradan çıkınca, madem Türk yemeği yedik, Türk kültürüyle devam edelim dediler. Yanımızdaki Koreli kız da bizi oralardaki bir nargileciye götürdü:









Türkiye'deyken iki defa denediğim, ya da deneyemediğim nargileyi burada yabancıların püfür püfür içtiklerini görünce şaşırdım açıkçası. Bir ara nargile devrildi, küller etrafa saçıldı felan. Noldu nasıl devrildi diye bakınırken hortumun elimde olduğunu farkettim. Meğer ben devirmişim. İyi ki kızmadılar. Olan nargileye oldu, içemedik de hehe.

Oradan çıkınca da süpermarkete gittik. Hem de gecenin bir yarısı. Gitme nedenimiz de ihtiyaçtan kaynaklanmıyordu. Sadece sabaha kadar açık olan süpermarket nasıl olurmuş onu görmek istedik. Gördük de. İnsanlar gün içine nasılsa gece de öyle alışveriş yapıyorlar. Bir tek süpermarketin bodrum katındaki kısım bomboştu. Kimsenin olmamasının tadını doyasıya çıkardık. Daha önce hiç süpermarkette patenle dolaşmamıştım mesela (her ne kadar ikisi birbirinden tamamen farklı olsa da). Ya da tanıdım amaçlı konulan yatağın üzerinde zıplayan arkadaşlarımı görmemiştim. Hadi onları geçtim, biz orada oynarken bir şey demeden öylece duran güvenlik görevlisi hiç görmemiştim. Öyle işte, yabancı olunca yaptıklarınız garipsenmiyor burada. Türkiye'de de öyle değil mi, normal bir Türk yapsa "aaa şuna bak deli mi ne?" diyeceğimiz bir şeyi yabancı olduğu her halinden belli olan biri yaptığında "bu yabancılar da pek rahat insanlar canım" diyerek normal görebiliyorlar. Aynı durum. Biz de bu durumdan faydalanmıyor değiliz tabi..

Umarım Türk yemeklerinin olduğu daha değişik yerler bulabilirim. Buradaki kumpirci gezmeye geldiği Türkiye'de yediği kumpirle tutup restoran açabiliyorsa, ve tadı bizimki kadar güzel olmadığı halde gayet de iyi satış yapabiliyorsa, Türkler buraya geldiklerinde kebapçıdan daha yaratıcı restoranlar açabilirler gibime geliyor.

2 yorum:

  1. Merhaba blogunu bayadır okuyorum ve de çok eğleniyorum.Her yazın ayrı eğlenceli,heveslendirici.İnsanın değişim öğrencisi olup bir yerlere gidesi ve bol bol fotoğraf çekesi geliyor.Umarım her şey istediğin şekilde devam ediyordur ve hep öyle devam eder.Sevgiler, Kore'ye selamlar :D

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Kore aksilikler ülkesi gibi görünmüyor şimdilik, bakalım ileride ne olacak. Selamınızı da ilettim Kore'ye =)

    YanıtlaSil