18 Eylül 2011 Pazar

Telefon

Geçen dönem Bilkent'te değişim için Kore'deki Ajou Üniversitesi'nden gelen iki tane Koreli arkadaşım vardı Min ve Jun. Ondan önceki dönem de yine aynı üniversiteden gelen üç kişiyle daha tanışmıştım ama onlarla arkadaşlığım geçen dönemkiler kadar yakın değildi. Buraya gelmeden önce bana bayağı bir yardımları dokundu. Hatta mayısta ödemem gereken yurt depozitosunu havale edemeyince parayı lira olarak Min'e, annesi de sağ olsun buradan bankaya yatırmıştı. Hatta ben buraya gelince farklı şehirde yaşamasına rağmen havaalanına beni almaya gelmiş, ta yurduma kadar getirmişti. Jun ise buraya geldiğimde bana telefon vereceğini söylemişti ama bu sıralar yoğun olduğu için ve onların okulu farklı bir şehirde olduğu için bir türlü telefonuma kavuşamamıştım. Bugün Min kilise için Seul'e geleceğinden Jun telefonu ondan göndermiş, ben de gittim kiliseye. Ankara'da da bir kaç defa değişik protestan kiliselerine gitmiştim, pek bir farkı yoktu ama burada çalınan şarkılar daha güzeldi. En azından gitarın yanında piyano, davul ve elektro gitar da vardı. Ha bir de burada vaaz sonunda bölünmüş ekmekle meyve suyu vermediler. İsa'nın bedenini yemek istemiyor buradakiler sanırım. 

Kiliselerde görüp de bizim camilerde eksikliğini hissettiğim en büyük şey vaaz veren kişinin anlatış tarzı. Bugün gittiğim yerdeki adam uzun süre konuşmasına rağmen sıkmadı. Koreli'ydi ama aksanı gayet düzgündü ve anlatımında bir komedyen edası yok değildi. Dün gittiğim camide ise adamı aksanı yüzünden dinleyememiştim. Hatta bir kaç defa sıkılıp dışarıyı gezip geldiğimi de belirtmeliyim. Dinleyenlerin de pek bir şey anladıklarını zannetmiyorum. O da sempatikliğinden kurtarıyordu biraz. O kadar. Diyeceğim o ki bunlar önemli şeyler. Zaten koskoca Kore'de iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar cami var, bu tip şeylerde daha dikkatli olunabilir. Ya da ben Korece bilmediğim için sıkıntı yaşıyorum, bilmiyorum. Eminim hepsinin akıcı derecede Korecesi vardır ve insanları etkileyecek kadar güzel konuşuyorlardır ama eğer burası Iteawon gibi şehrin göbeğinde, hatta hatta yabancıların kaynadığı bir yerde İngilizceye daha çok ağırlık verilebilir. Sonuçta kimse Koreceyi üç günde sökmüyor. Neyse ya böylesi daha iyi, en azından gaza gelip Korece çalışırım. Ya da çalışmam, tembelim ben.

Canlı müzik hehe

Kızların girlband havasındaki şarkıları
 Çıkışta yemek için bir yerler aramaya koyulduk. Min pirinç topu yiyelim dedi ama kadın yarım saat sonra açacaklarını söyleyince etrafı gezmeye başladık.

Her yerde bunlardan görmek mümkün
İçinde krema ya da cevizli fasulye şeysi oluyor
Tatları gerçekten güzel





Burası gece pek tekin olmuyormuş dediğine göre




Şekerci? Kurabiyeci?
Bilemedim




Sonunda açılmış


Yemeği beklerken karıştırdığımız dergiler.
Sağdaki adamla bayağı bir dalga geçtik
O kaslara o kafa hiç gitmemiş diye

Süper Cünyır



En üstteki menüyü seçtik










Yemeğimiz de geldi

Min

Tonbalıklı pirinç topu

Uçan balık yumurtalı pirinç topu
Üstündeki de tavuk yumurtası

Gitme vakti

Gelirken bu yolun sonundaki Gangnam istasyonundan çıkmıştım.
Giderken farklı bir hattaki Nonhyeon istasyonuna girdim.
Haritada çok uzak paralel hatlar olarak görünüyor
Ama aslında çok yakınlar
Watson's mağazası
Krem diye aldım ama krem değilmiş


İstemediğiniz kadar yara bandı çeşiti var
Bu Koreliler çok yaralı insanlar

İndirim görünce dayanamıyorum
Biri beni durdursun lütfen

Gelirken metroda yine bunlardan aldım
Arkadakinden aldım ama kadın bir tane de öndekinden attı keseye
Denememi istedi heralde
İyi de yapmış, öndeki daha güzelmiş çünkü

Bu numaraların anlamını yeni öğrendim ki biri söylemese hayatta aklıma gelmezdi
Metroya binmeden camın üzerindeki haritaya bakıyorsunuz
Hat değiştireceğiniz istasyonda hangi numaralar varsa onun önünde duruyordunuz
Böylece hat değiştirirken istasyon boyunca yürümek zorunda kalmıyorsunuz

Bu ekranların dokunmatik olduğunu oynarken farkettim
Manga okuma seçeneği bile varmış

Ama ben haritaya bakmak için gelmiştim

Metro içinde bizim okulun maç resimlerini koymuşlar

Kırmızı giymeyeni dövüyorlarmış
Şaka
Ama pis bakış attıkları kesin

İki okula bu kadar büyük stadyum verirseniz dolmaz tabi

Aldıklarım:
Kremsi şey bin won, 20'li kahve 2bin won
2'li ıslak mendil 800 won
Siyah nokta bandı 5.500 won
Onu da sırf bir alana bir bedava diye aldım

Bunları da dün almıştım:
Diş macunu 3.900 won (hepsi Korece olduğu için ne alacağımı bilemedim,
ucuz olanlardan da korktum açıkçası)
2'li silgi 500 won, nivea 3.000 won (deodorantlar çok pahalı olduğu için mecbur onu aldım)
Defterler 1,500 ve 1000 won
Pringles 2.200 won, sırf tanıdık bir tat olsun diye aldım
bizdekine benzemiyor çok kalitesizdi
Daha sonra baktım altında halal yazıyor.
Hiç yoktan iyidir
Arkadaki renkli şey de çikolata kaplı ay çekirdeği.
Yarısını yedim. 5.500 won
Çok sevdim

Telefonum


Mutfağın koridora bakan duvarı camla kaplı olduğundan mı bilmiyorum, mutfakta otururken koridordan geçen tanıdık-tanımadık herkese el sallamadan edemiyorum. Hoş bu sayede bir ton insanla tanıştım ama yine de caba garip bir şey mi yapıyorum diye düşünmeden edemiyorum. Sonuçta benden başka bunu yapan kimseyle karşılaşmadım şimdiye kadar. Neyse efendim, biraz önce blog yazarken koridordan biri geçiyordu, el salladım, dönüşte mutfağa girip "Türk müsün?" dedi. "Evet" dedim, "Türk'e benziyorsun" dedi. İlk başta dış görünüşüm için dedi zannettim ama şimdi düşündüm de olmayabilir yani, hehe. Sonuçta şimdiye kadar kimse bana Türk'e benzediğimi söylemedi. Genelde Fransız'a benzetiyorlar. Her ne kadar bu durum gayet milliyetçi olan benim canımı sıksa da, Türkiye'de başım sıkışınca bir kaç defa Fransız taklidi yapmadım değil, hem de tek kelime Fransızca bilmeden. Öyle işte, ilk başta dış görünüşüm için dedi zannedip mutlu olmuştum da belki de soytarı gibi gelen gidene el sallamamdan anlamış olabilir. Kendisi Kırgız'mış, 5 yıl Ankara Eryaman'da yaşamış ailesi büyükelçilikte çalıştığı için. Yurtta Türkçe bilen birileriyle konuşabilmek güzel bir his. Sunumu hazırlamaya başlamadım daha, zaten kitabı okumaya üşenip filmini izlemiştim, ilk sunum başa patlayınca okumak zorundayım. Niye tembelim ben bu kadar ya. Kızdım kendime şimdi.

Bana şans dileyin!!

3 yorum:

  1. hehe güzel bir çalışma olmuş bol şanslar her ne kadar baya bir süre geçmesine rağmen:S:))

    YanıtlaSil
  2. 1- O tehlikeli yerler camiye yakın yerler değil mi? Orada genellikle şeyler oluyormuş zaten min abi dmeiştir sana. :D
    2-Telefonda gayet hoşmuş benim Ankara'daki Koreli ablada da pembesi var çok iyiydi ya.
    3- Bu arada bende gördüğüm tüm korelilere (tanıdık olanlara) el sallıyorum ama gelip bir merhaba demiyorlar kendi Koreli tanıdıklarına bile onlar böylemiş samonnim demişti...Neyse bence sen tembel değilsin istediğinde bir şeyi başarıyorsun buda mükemmel birşey bence zaten neyse çok güzel umarım orada daha çok insanla tanışırsın...''İyi '' olanlara :)

    YanıtlaSil
  3. Gittiğim yer Gangnam'daydı, cami ise Itaewon'da. Orada neyler olduğu hakkında da bir bilgim yok açıkçası. Yurdumda da Koreli yok zaten, hepsi yabancı. O yüzden burda çok fazla Koreli arkadaş edindiğimi söyleyemeyeceğim malesef. Tanıdığım Korelilerle de selamlaşma konusunda pek bir sorun yaşamıyoruz. Türkiye'de bazen Koreliler şımartılabiliyorlar gereksiz yere. Merhaba dememelerinin kültürle alakalı olduğunu zannetmiyorum.
    İyi temennieriniz için teşekkürler, bu aralar yazmaya pek vaktim olmuyor, ödevler ardı ardına gelmeye başladı. Mesela yarın için adımı, hangi ülkeden geldiğimi ve mesleğimi belirten üç tane Korece cümle yazmam gerekiyor. İşim çok zor, bana şans dileyin =)

    YanıtlaSil