21 Eylül 2011 Çarşamba

Vietnam restoranı

Bugün ilk derse girdiğimde oda arkadaşımın daha önceden tanıştırdığı Özbek bir kızla karşılaştım. Uzun zamandır aynı sınıftaymışız ve fark etmemişim. Hal hatır sorarken kızın başka bir arkadaşı yanımıza geldi bana dönüp "Merhaba" dedi. "Nasıl yani?" dedim, Kolombiya'dan geliyormuş, orada Türkçe dersi almış ama pratik yapmamaktan unutmuş güzel dilimizi. Ben sana pratik yaptırırım dedim, e akşam beraber yemek yiyelim o zaman deyip 7'de buluşmak üzere daha sonraki diğer derslere girdik:

Korece konuşma dersi
Tanışmayı öğreniyoruz

Pratik yapmayı bahane ederek tüm sınıfla tanıştık

Kaynaştık bile

Bu da Korece başlangıç seviyesi dersi
Bu derste de tanışmayı öğrendik
İki farklı Korece dersi almak sıkıcı olabiliyor bazen
Korece dersinin çıkışında Yonsei ve Kore Üniversite'si arasında oynanacak maçlar serisinde giymek için okulun marketine tişört almaya gittim, giderken yolda Korece dersinden arkadaşlarla karşılaştık. Tişörtleri beğenmediğim için almadım ama maçlarda kırmızı giymek zorunda olduğum için bir şeyler beğenmem gerekiyor.

O sırada yanımızda olan Vietnam asıllı İsveçli arkadaşım da vardı. Bugün derste tanıştığım kızlar beni Vietnam restoranına götürecekler sen de gel dedim. Bankaya para çekmeye uğradık:




O parasını çektikten sonra etraftaki reklamlarla fotoğraf çekinmeye başladık. Ev tutan adamla ev tutmaca, kollarını açan kadınla kol açmaca felan. Biz orda oynarken 3 kişi para çekmeye girdi. Çıkarken birisi okul kimlik kartını unutmuş (okul kartı banka kartı olarak da kullanılabiliyor). Arkalarından koştuk ama yetişemedik. Sonra bir kağıda İngilizce olarak "Bir şey mi unuttuğunuzu düşünüyorsunuz? O zaman bu numarayı arayın." deyip arkadaşın telefon numarasını yazdık. Oradaki broşürlerin arasına sıkıştırıp ilk ders tanıştığım kızlarla buluşmaya gittik.

Bu arada daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum ama Anam istasyonunun 2. çıkışında broşür dağıtıp dergi satan bir adam var. Ufak tefek tombul bir şey. Bu adamı ilginç yapan şey ise gördüğü yer yabancıya: "Nice to meet youuuu!!" "Have a nice daaaay" demesi. Durduğu yer de trafik lambalarının hemen yanında olduğu için de ışıkları beklerken bu adamın şirin aksanına mağruz kalmadan edemiyorsunuz. Adını "Nice too meet you guy" koydum. Değişim öğrencileri arasında tanımayan yok. Neyse işte kızları beklerken bu adam yine aynı şeyleri tekrar etmeye başlayınca ben de pratik yapmak için fırsat bu fırsat deyip bugün öğrendiğim cümle kalıplarını kullandım. Tanışmış olduk, bize şeker verdi.

Beklemeye devam ederken kardın sahibi arkadaşımı aradı. Anam istasyonu 2. çıkışındayım gelin alın dedi. Gelince bizi bulmak için tekrar ararlar diye beklerken 3 kişi yanıma gelip "kart sende imiş" dedi. Sonra arkadaşım öğrenci numarasını sordu onaylaması için. Kartı verdi vermesine de bu sefer yine bana dönüp "çok teşekkür ederiz, çok minnettar kaldık" dediler, gittiler. İsveçli arkadaşımı çekik gözlerinden dolayı yabancı kategorisine koymadılar herhalde. "Not İngilizce yazıldıysa kartı alan Avrupalı görünüme sahip biridir" diye düşünmüş olmalılar. Zaten buradaki Koreli olmayıp Asyalı olan arkadaşlarım her yerde Koreli kabul edildiklerinden yakınıyorlardı. Kendim görmüş oldum.

Kızlar geldikten sonra yakınlardaki Vietnam restoranına gittik:






Bu demliklerden bir tane de bana lazım






Ananas üstü pilav.
Yemekler gelince artık bir gelenek halini alan birbirimizin
yemeğini denemeye gelmişti sıra
Kaşığı pilava daldırmamla birlikte kız bana "dikkatli ye içinde domuz eti var" dedi
Olayın mantığını kavrayamamış hehe.
Hayal kırıklığına uğradım tabi
Çok lezzetli görünüyordu
Sonra kaşığı temiziyle değiştirdik felan

Bu da benim ilginç mantılarım
Her birinin içinde farklı şeyler var
Domuz olmayan her şeyi yerim dedim
Yemek gelince aklım başıma geldi.
Artık önce uçlarından ısırarak garip şeyler var mı içinde diye baktım
Yokmuş
Sol alttakinin tadı kötüydü yiyemedim
Adı Japon balığı (goldfish).
"Nasıl yani bunun içinde kayıp balık Nemo mu var şimdi?" dedim
Yokmuş, sadece ismi öyleymiş
Sildik süpürdük

Çıkışta naneli şekerimizi vermeyi de ihmal etmediler
Daha sonra diğerleri ayrılınca biz de İsveçli arkadaşla yarınki ödevi yazacağımız defteri almaya gittik. Çok şirin defterler vardı, bu arada etrafı gezmeyi de ihmal etmedik:

Demlik istiyorum ben





Telefon kaplarında sınır tanımıyorlar

Kpop defterleri, ıvır zıvırları
Orada etrafı bayağı bir karıştırıp hiçbir şey almadan çıktıktan sonra bimilyoncuya gittik:

Köpek kıyafetleri

Yumuşatıcılar

Ben de bundan aldım
Gece nasıl olsa acıkıcam her zamanki gibi
Bu arada dün de cuma ve cumartesi günü yapılacak maçların tezahurat hazırlıklarına gittim, çoğu kişi okulun tişörtünü giyip gelmiş, provalarda gayet heyecanlılardı. Asıl maçta nasıl olacaklar göreceğiz:


Okulun spor salonu sanırım

Bunlar da okulun takımı olsa gerek







Makarina dansı bile yaptılar. Ben de bir saat kadar durup geri döndüm. Bir kaç saat daha çalışmışlar, çıkışta da basketbol maçına bilet vermişler. Ben zaten sadece futbol maçını izlemeyi planlıyorum. Burda sanırım okul takımı tutmak milli takımı tutmaya benziyor,ben de heyecanlanmadım değil. Cumartesiyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder