11 Kasım 2011 Cuma

Pepero Day

Hepinizin de bildiği gibi bugün 11 Kasım 2011 yani 11.11.11. Koreliler için 11 kasımın özel bir anlamı var çünkü pepero adı verilen çikolatalı çubuk krakerlerin satılmaya başlama yıl dönümü. Hele bir de 1'in çubuk krakeri anımsattığı düşünülürse bu tarih pepero gününü kutlamak için en iyi zaman diyebiliriz. Neredeyse tüm Koreliler bunun tamamen pazarlama stratejisi olduğunu bilseler de özel gün olsa da kutlasak kıvamında oldukları için bu çikolatalardan alıp birbirlerine hediye etmekten geri kalmıyorlar. Tabi buna 2011 in 1'leri de eklenince bu sene çikolataların paketleri daha bir görkemli hale gelmiş anladığım kadarıyla.

Peki ben bugün ne yaptım? Önce eylül ayında açılacak olan bir televizyon kanalından bir producer'la buluştum. Açılışta Kore'nin en eski ve geleneksel şarkılarından biri olan Arirang'ı söyleyen yabancıların vidyolarını göstereceklermiş. Aslında kampüste pek çok yabancıya sormuşlar ama kimse istemediği için elleri boş dönmüşler. Beni de geçen haftalarda derse yetişmeye çalışırken yolda durdurup söyletmişlerdi. Şarkıyı bilmediğim için biraz garip söylemiş olacağım ki bugün tekrar söyleyip söyleyemeyeceğimi sordu. Ben de olur deyince bugün buluştuk, kampüsteki bir restorana götürdü beni:




Şarkıyı söyledikten sonra Vietnam kökenli İsveç arkadaşım Su ve İngiliz arkadaşım Ayan'la Super Junior üyesi Yesung'un ailesinin işlettiği kafeye gitmek üzere yola çıktık. Daha önce Su gittiğinde Yesung'un annesi babası ve erkek kardeşi de orada çalışıyormuş. Biz gittiğimizde üçü de yoktu ama bir tane kızla Yesung'a inanılmaz benzeyen, en uzak ihtimalle kuzeni olduğunu düşündüğüm bir tane oğlan vardı servis yapan. Kafe beklediğimden çok küçüktü birbirine çok yakın 5 ya da 6 tane küçük masa ve onun iki katı kadar da sandalye vardı. Dışarıya da masa ve sandalye koymuşlar ve üzerilerinde de üşüyünce örtmek için battaniyeler vardı. Ben de hava soğuk diye içeride muhtemelen saatlerdir orada oturan bir gurup kızı kaydırıp kendimize yer açtım. Zaten içerisi de dışarısı da kız müşterilerle doluydu. Etrafta da Yesung oyuncakları ve imzalı fotoğrafları vardı. Arkamdaki kitaplıkta bulunan kitaplara ise mektuplar sıkıştırıldığını görünce hiç şaşırmadım doğrusu.

Neyse efendim biz kafede oturaduralım, bütün kızlar camdan dışarı bakmaya koyuldu. Noluyo derken 3 kız ve bir adam kahve almak için içeri girdiler. Arkadaşım aa Girls' Generation değil mi bu derken bütün kızlar fotoğraf makinelerini cephaneliklerinden çıkarıp hazır konuma geçmişlerdi bile. Hangisi SNSD üyesi bunların dedim, 3'ü de üyeymiş. Yanlarındaki de menejerleriymiş. Kızların kafeye girdiklerinden beri yerinde duramayan Su, fotoğraf çekinebilir miyiz diye sordu. Yasakmış fotoğraf çekmek. E o zaman imza verin dedi, kızlardan biri şimdi sana verirsek herkes ister deyince Su erkek arkadaşının onların çok büyük hayranı olduğunu, sadece onun için bir imza istediğini söyleyince kıramadılar, Su'nun erkek arkadaşı Billy'e bir tane imza verdi içlerinden biri:


Su imza alacağım diye yırtınadursun, Ayan ve ben sanki oraya ünlü görmeye gitmemişiz gibi gayet cool bir tavırla Su'ya bizi rezil ediyorsun bakışları atmaya devam ettik. Kızlar gittikten sonra Ayan bana dönüp: "Biraz önce 2 metre ilerimizde SNSD kahve aldı farkında mısın?" dedi ama daha sonra kızların ne kadar sıradan göründüğünü, sadece medyanın ve hayranlarının şişirmesi olduğu konusunda hem fikir olduk. Tabi ben de Asia Song Festival'de ne kadar beceriksiz olduklarını söylemeden de edemedim. Bu arada hala içeride olup koca bir koli kahve için bekleyen menejerin de bizi duyacağı şekilde konuşmaya da özen gösterdik. Derdimiz neyse. hehe

Onlar Su'nun İsveç'ten gelen kardeşinin doğum gününü kutlamaya giderken ben de Hongdae'ye arkadaşımın bir arkadaşının sanat galerisindeki gösterisini izlemeye gittim. Onları beklerken Hongdae'nin ne kadar büyük olduğunu da fark etmiş oldum. Bilmiyorum İstanbullular Seul hakkında ne düşünüyor ama bir Ankaralı olarak burası benim için çok büyük bir şehir. Yaşadığım bölgeyi Tunalı'ya benzetmiştim hatırlarsanız, Anam Tunalı'nın yanında bayağı bir küçük kalıyor ama yine de benim gözümde hala Tunalı. Gerçi ben Tunalı'yı da hiç gezmedim ama olsun. Hongdae'yi gezmiş oldum, hakikaten çok büyük ve kalabalık bir yer.

Bu arada getirdiğim Nokia N95 telefonum mefta olduğundan artık kullandığım telefonla fotoğraf çekiyorum. Tabi süpersonik fotoğraf makinamı taşımaya üşendiğim zamanlarda. Kalitesi baya bir düşük ama napalım. Fakirliğin gözü kör olsun. hehe. Nokia'nın hafıza kartını telefonuma takabildiğimi farkedince şimdiye kadar çektiğim fotoğraflar da gün yüzüne çıkmış oldu. Çok değiller ama idare eder:

Asia Song Festival'inde biz ayrılırken bütün şarkıcılar sahneye çıkmıştı
Makinayı çıkarmaya üşenip telefonla çekmiştim

Kimbap yapma büfesi


Turizm ofisine gitmeden önce yemek yerken
(Daha önce bahsettiğim diyalog burada geçmişti)

Doğum gününde pasta kesemeyen Ayan'ın donutlarından biri

Kraker kutusunun üstündeki adamı Cihan'a benzetince

Turizm ofisinden dönüşte sınıfa uğrayınca olanlar oldu

Kültür merkezinde haftalar sonra ilk defa ince belli bardaktan çay içtim

Okuldaki kitap festivali sanırım
Bizim festival de burada oldu



Manga dükkanı
Abime alacaktım birkaç tane
Ama hepsinin Korece olduğunu gördüm

Bu da mangacının tabelası

Camiye başka yoldan giderken ilkokul bahçesine dalarken

Yine bir cuma günü camiden sonra yemek yedikten sonra

Tırnak reklamı
O tırnaklarla yüzerim bile ben

Siyah giymeyi seviyorum

Kültür merkezindeki bayram yemeği

Malezyalı arkadaşımla Özbek restoranında
Annem bu köftelerin küçüğünü yapar deyip tarif verdim


Oda arkadaşımın pepero günü hediyesi

Akşam satışlar devam ediyordu



Öyle bir gündü işte. Yine yurda döndüm günün sonunda.
Ne demişler: "Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır."

Mutlu peperolar!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder