19 Aralık 2011 Pazartesi

Mana ve Maha'ya veda

Daha önceden de bahsettiğim gibi bu dönemin sonunda camideki arkadaş grubumuzdan birkaç kişi aramızdan ayrılıyor. Bugün onlara son bir kez veda etmek için toplanmaya karar verdik. (Artık nasıl bir vedaysa toplan toplan bitmiyor). Onun öncesinde bu dönem aldığım iki tane bölüm dersinden bol kitap okumalı ama benim filmlerini izlemekle yetindiğim dersin hocasıyla (Kim Byung Ki) öğle yemeğimiz vardı. Normalde bünyesinde çok kaliteli hocaları barındıran Kore Üniversitesi'nin en iyi hocalarından birinden ders aldığım için mutluyum. Bilmiyorum belki de diğerleri de öyledir ama ben bu hocadan liderlik alanında çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Aslında pek çok konuda kendisiyle zıt fikirlerimiz olsa da kendisinin Atatürk'e olan hayranlığını birkaç derste tekrarlamış olması bile yeter. Bir de ilk derste herkesin ülkesini sorarken ben geçen yaz oradaydım, yok her sene ben o ülkenin bilmem ne bakanıyla kahve içeriz, yok Donald Rumsfeld'le kankiyiz gibi muhabbetleri yüzünden az çekiştirmedik değil ama ne diyelim adam iyi hocalık yapıyor. 

Son derste canlandırma vardı. ben 1984 kitabındaki Julia'nın Winston'la beyin yıkama işleminden sonra kafede buluştuğu sahnede oynadım. Role kendimizi verelim diye baya ciddi oynadık ama en ciddi olması gereken işkence sahnelerinde sağ olsun arkadaşlar ortalığı kırıp geçirdiler. Hatta Winston'un işkence sırasında bana değil Julia'ya yapın dediği kısımda arkadaş gaza gelip bana değil hocaya yapın demesine hoca bile güldü. Oyunu hazırlarken tepkisinden korkmuştuk açıkçası. İyi biriymiş yani, boşuna günahını almışız. Zaten ben kendisini seviyordum da bizimkiler hocanın çok havalı olmasından dem vuruyorlardı. 

Bugün de dersler bitmesine rağmen son bir kez görüşelim diye topladı bizi. İsimlerimizi felan aldı. Çok iyi yerlerde bağlantılarım var ihtiyacınız olursa hiç çekinmeyin dedi. Öyle yani. Çok bahsettim hocadan ama iyi biri ya, bir daha ki döneme ondan ders alabilirim tekrar.





Oradan sonra koştura koştura okulun oradaki Hindistan restoranına gittim. Hatta yolu bilemedim önceki toplantından bir arkadaş bıraktı sağ olsun. Ne çok restoran var Anam'da. Anam ağladı valla.

Ben gelmeden bitirmişler bile
Daha sonra diğer kızlarla buluşup kahve içelim dedik. Zaten Kore'de kafeden bol bir şey yok.

Buranın duvar tablosunu seviyorum
Tamamen kahve çekirdekleriyle yapmışlar
Orijinal bir şey
Sonra baktık onlarla son günümüz, şu garip renkli fotoğraflardan çekinelim dedik. Aslında bu fotoğraflar burada çok popüler olsa da ben ilk defa denedim desem yalan olmaz. Şebek gibi fotoğraflar çekinip bir güzel süslüyorsunuz. Kalpler, çiçekler, böcekler derken ilginç bir şeyler ortaya çıkıyor.


Şapkaları bile varmış

Arkadaki kapılar karaoke için
Aslında o sırada çok pis işkenceye mağruz kalıyorduk da çaktırmıyoruz

Evet bu pembeli şeyin içine girdik fotoğraf için
Daha sonra yok biz hediye alacaktık felan deyince buraya geldik:

Dev lolipop
Sonra da şirin bir kafeye gittik.





Şirin bir kafeydi. Hatta şimdiye kadar gördüğüm en şirin kafeydi diyebilirim (belki de kafeye pek gitmediğimdendir, Anam'da değil ama Seul'de Hello Kitty kafesi bile varmış çünkü). Diğer kızları beklerken bizimkiler kahvelerini aldılar bile ama ben daha sonra diğer kızlar gelince içmenin daha iyi olacağını düşünüp almadım . Çay kaşıkları bile şekerdi ama gel gör ki kafedeki çalışan zırt bırt gelip, "burada kahve almadan oturamazsınız" deyince tepem attı. Öyle saçma şey mi olur, belki ben kahve sevmiyorum, çay desen çay demeye bin şahit ister. Yol illa bir şey içecekmişim. Hadi hepimiz birden bir şey almadan otursak anlarım, toplu bir grubun içinden sen aldın sen almadın diye yoklama çekmek saçma ki zaten alırken diğer bir grubun daha geleceğini benim onlarla birlikte alacağımı söyledikleri halde iki de bir gelip illa bir şey alacaksın diye karşımıza dikilince ben de işi inada bindirdim. Zaten keyfim de pek yerinde değildi gitmek için bahane arıyordum, tüm taframı garsona atarak yurda döndüm. Sonra üzüldüm tabi gargoncağız da emir kulu patronu ne derse onu yapıyor da saçma işte. Gerçi masadaki Fransız arkadaş bu durumun Fransa'da daha kaba versiyonunun olduğunu söylese de ben alışkın değilim böyle şeylere. Daha önce bubbletea (şu içinde jel topları olan çay) alıp başka bir kafede içtiğimiz de olmuştu, ya da birimiz tadını beğendiği bir kafeden kahve alıp hep beraber başka bir kafeye gittiğimiz de olmuştu. Zaten bugün ilk gittiğimiz kafe desem kimin girip çıktığına bakmıyor bile. Bana biraz saygısızca geldi açıkçası. Ama iyi oldu hırsımı aldım. haha

Öyle yani, demek ki neymiş, bu tip şeyler şirinlik felan dinlemiyormuş. Bazen en katı olduğunu düşündüğümüz insanlar bile aslında iyi kalpli olabiliyorlarmış.

Ama ne olursa olsun herkesin ya göründüğü gibi olup ya da olduğu gibi görünmesi dileğiyle..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder