3 Kasım 2012 Cumartesi

Döndüm

Herkese Ankara'dan merhabalar,

Aylardır süregelen tembelliğimin ardından, artık yazmadığıma ilişkin mesaj, yorum ve çevremdeki kişilerin eleştirilerine kulak asıp artık bloğa dönmemin vakti geldi diye düşündüm. İlginiz için teşekkürler.

Aslında yazmayı bırakmamı sadece tembellikle açıklarsam kendime biraz haksızlık etmiş olurum. Daha önce de birkaç defa belirttiğim gibi, fotoğrafları çekmek, aralarından düzgünlerini seçmek, eksik tanıtım olmasın diye hepsini orijinal halleriyle yüklemek, üstüne bir de yazı yazmak inanılmaz vaktimi alıyordu. Tabi ki ben bunları yapmaktan büyük bir keyif alıyordum ki uzun bir süre devam ettim, ta ki be bu kadar emek verirken bir takım kişilerin yazdıklarımı okumaya üşenip, mail kutumu birbirine benzeyen yüzlerce soruyla doldurana kadar. Mesela ben pek çok defa Korece bilmediğim için yaşadığım sorunlardan bahsetmişken, birilerinin gelip benim Koreceyi ne kadar bildiğim, hangi düzeyde konuştuğum ya da nerelerde Korece eğitimi aldığım hakkında sorması biraz garibime gidiyordu doğrusu. Başvuru sürecinde pek çok şeyi kendimin hallettiğimi, başvurduktan sonra tanıştığım Bilkentli bir öğrenci ve yine Bilkent'te tanıştığım Koreli değişim öğrencilerinden başka Kore'yle alakalı kimseyi tanımadığımdan dolayı yaşadığım zorluklardan ve Bilkent'in değişim ofisinin yazışmalardaki yardımlarından ve Kore Üniversitesi değişim ofisinin benim adıma başvurduğu burstan bahsetmişken, nereden sponsor bulduğum, hangi cemaatlere/gruplara üye olduğum bile soruldu. Şaka gibi. Ya da her fırsatta Kore'ye sadece değişim öğrencisi yani exchange programıyla gittiğimi belirtmeme rağmen, ki değişim programı genel olarak bir dönem ya da iki dönemden ibarettir, Kore'de kaç yıldır yaşadığım, daha ne kadar süre kalacağım, orada hangi bölümü okuduğum, lisans mı yükek lisans mı yaptığım, vs vs soruları görmek beni hayal kırıklığına uğratıyordu. Onu geçtim, en çok garibme giden "ben Kore'de okumak istiyorum, hadi bana Kore'yi anlatsana" tarzı maillerin haddi hesabı yoktu. Hatta sorduğu soruya cevap olarak, bu konudan blogda bahsettim, oradan bakabilirsiniz (ikinci çoğul şahısla, saygı ifadesi olarak) dediğimde, "şimdi bakmaya üşendim, sen buradan yazsana" diyenler bile oldu. Kaldı ki ben mail adresimi sadece özel durumlar için (ev adresi, tam isim vs) bırakmıştım. Geri kalan durumlar için sorularınızı bloğa yorum olarak bırakın ki, hem aynı sorular tekrar gelmesin hem de başkaları da verilen bilgiden yararlansın dedim ama neredeyse hiç birinde geri dönüş olmadı. Olsa bile zaten sorulanların çoğu da benim bilmediğim sorulardı, belki bilen biri çıkar da hayrına cevaplar diye düşündüm. Sonuçta Kore'ye okulunun değişim antlaşmasıyla giden biri Kore'de lisans ya da yüksek lisans için hangi şartların arandığı, toefl'dan ne kadar istendiği, öss'ye girilip girilmemesi gerektiği ya da ne biliyim hangi üniversitelerin denkliğinin yök tarafından kabul edilip edilmediğini nereden bilsin ki? Zaten açıkça belirttiğim gibi benim bloğu hazırlamadaki amacım da bu değildi. Ben sadece kendim değişim programında başvururken bulamadığım Kore yaşamıyla ve kültürüyle alakalı bilgileri Kore'yle alakalı bir şeyler öğrenmek isteyenlere sunmaktı. Görüyorum ki zaten herkes dizilerle Kore uzmanı kesilmiş. Benim göstermeye çalıştığım gerçek yaşam dizilerde gördüğünüz dünyayla uyuşmadıysa ve bu sizi hayal kırıklığına uğrattıysa özür dilerim. Ben olabildiğince deneyimlerimi yazmaya çalıştım. Çok fazla övmenin ya da gereksiz yermenin konsepte uymadığını düşünüyorum.

Kırgın olduğum ve beni üzen noktaları belirtip içimi döktükten sonra müjdeli habere geçebilirim. Her ne kadar yayını bırakmış gibi görünsem de çektiğim fotoğrafları yüklemeye ve üzerlerine yazılar eklemeye devam ettim. Hepsi yerinde düzenli bir şekilde durup, yayınlanmayı bekliyorlar. Sadece düzeltilmesi gereken kısımlar ve imla hataları olduğu için boş bir vakit bulup düzelttikçe yayınlamayı düşünüyorum. Zaten fırsat buldukça düzeltip yayınladığım kısımlar var ama aralarda kaldığı için ilk sayfada görünmüyor olabilir. Üye olanlar fark etmişlerdir sanıyorum. Madem küsüp (hehe) yayınlamayı bıraktın, niye yazmaya devam ettin dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü hala yazmak için bir motivasyonum vardı o da tabi ki beni gerek mail, gerek yorum, gerekse gönderdikleri postalarla hiç yalnız bırakmayan mükemmel insanlar. Bazen mail kutumu açıp koca bir sayfa dolusu yazıyla karşılaşınca suratımda kocaman bir gülümseme olmuyordu desem yalan olur. Tabi bunlar bilgi işlem merkezine gelen sorulara benzeyen mesajlardan ziyade, daha çok yazılarımı okudukça neler hissettikleri, eleştiri ya da beğendikleri kısımlar, yazdıklarımın ne kadar faydalı olduğu ya da bahsetmeyi unuttuğum yerler, tecrübelerimin onların Kore'ye gelme aşamasında ne kadar etkileyici olduğu ya da ne biliyim sadece nasıl olduğumu merak ettikleriyle alakalı mesajlardı. Bunlara yorum olarak yazılanlar da dahil. Hatta yorum bırakırken güvenlik yazısının sorun olduğundan bahseden arkadaşın yorumu bile hoşuma gitti. Olumlu ya da olumsuz bir tepki almak her zaman değerli olmuştur benim için. Bunun için ne kadar teşekkür etsem azdır. Belki de Kore'de kendimi hiç yalnız hissetmememin nedenlerinden bir tanesi de buydu. Pek çok yere tek başıma gittim ve gezerken o anda o yer hakkındaki düşüncelerimi söyleyemeyeceğim birileri yanımda olmasa da, o düşüncelerimi daha sonra ifade edebileceğim birilerinin olduğunu bilmek yetti bana. Hani olur ya sinemadan çıkar çıkmaz beraber gittiğiniz arkadaşınıza film hakkındaki görüşlerinizi dile getirme ihtiyacı hissedersiniz (ki zaten bu yüzden sinemaya tek başımıza gitmeyi sevmeyiz belki de), ben de bu ihtiyacımı yazarak karşılıyordum. Değer verip okuduğunuz için, ve beni hiç yalnız bırakmadığınız için de teşekkür ederim. Aaa az kalsın unutuyordum.! Bana Türkiye'den kutu kutu çikolata, bisküvi, hazır puding, hazır çorba vb gibi bilimum kuru gıda ve Türkiye'yle alakalı özlediğim yiyecekleri gönderen kişilere ne kadar teşekkür etsem azdır. Hiç tanımadığı birine o kadar masraf yapıp (Kore'ye paket göndermenin pahalı olduğunu biliyorum, hele 3-4 kiloluk kutuların ne kadar pahalı olabileceğini tahmin etmek bile beni mahçup etmeye yetiyor) hediye vermek her babayiğidin harcı değil. Sadece bir iki adet çikolatanın ya da sadece bir mektup zarfının sığabileceği küçük bir paket için avucumu açıp beklerken, postacının elime tutuşturduğu koca kutuyu görünce verdiğim tepkinin daha büyüklerini birileri de size yaşatır umarım. Hiçbirini ölünceye kadar unutmayacağım hatta ölürken gözümün önünden geçen şeritlerden bazılarında o kutuların olacağından emin olabilirsiniz.

Bunun dışında eklemek istediğim ve tanıştığıma memnun olduğumu belirtmek istediğim kişiler, Kore'ye gelmeden ya da geldikten sonra bana mesaj atanlar var. Bir kısmı değişim öğrencisi, bir kısmı tam zamanlı, çok azı da dil eğitimi için gidenler. Hatta aralarında gitmeye hazırlananlar ya da dönmüş olanlar da var. Ben burada olsam da onları birbirleriyle tanıştırmayı kendime görev edindim. Kore'ye gideceği kesinleşmiş, ama orada tanıdığı hiç Türk olamayanlar bu kaynaşma olayına katılmak isterlerse yardımcı olmaktan mutluluk duyarım. Sonuçta ben de Kore'ye gitmeden önce kendimi tek başvuran kişi zannedip endişelenirken, değişim ofisinden gelen mailde benden başka birinin daha olduğunu görmemle hissettiğim rahatlamayı sizin de hissetmenizi isterim. Tabi buna Kore'de Türkiye'yi çok özlediğinizde halden anlayacak insanlarla bir araya gelmenin hissettirdikleri de dahil. Yok benim gideceğim kesin değil, sadece gitmek istiyorum, bana nasıl gidileceğini anlatacak birilerini bul derseniz cevap basit. Google arama kısmına "studying in Korea" yazınca tüm seçenekleri ayrıntılı şekilde bulabilirsiniz. Eğer gitmek istediğiniz belirli bir okul varsa da o okulun sitesinden uluslararası öğrencilerle ilgilenen birimi bulup Türkiye'yi kapsayan bölgeyle ilgilenen kişiye ulaşın (bazen Avrupa kısmında olabildiği gibi Orta Doğu kısmında da olabiliyor. Hatta direk Japonya, Çin ve diğerleri diye ayıranlar bile var). Hepsinin mail adresi oluyor. Olmazsa birim başkanına mail atın. Onların görevi bu olduğu için Kore'ye şu ya da bu şekilde gitmiş bir yabancıdan daha ayrıntılı ve kesin bilgi vereceklerine emin olabilirsiniz. İngilizce bilmiyorum nasıl olacak bu iş derseniz de İngilizceyi çok az bilip Kore'ye gelen bir tek Çinlileri ve Japonları gördüm, onlar da kalabalık oldukları için pek sorun yaşamıyorlardı. Ben Kore'ye İngilizce bilmeden okumaya giden ilk Türk olmak istiyorum diyorsanız da o da güzel bir ideal tabi.

Söylemek istediğim pek bir şey kalmadı şimdilik. Olursa belki eklerim. Kore'deki yaşamla alakalı olduğu sürece sorularınızın ve eleştirilerinizin her zaman başımın üzerinde yeri var. Yorum olarak bıraktığınızda vaktim olduğunca cevaplamaya çalışacağım. Çok özel konularla alakalıysa mail adresim: ankasaa@gmail.com. Sürç-ü lisan ettiysem affola. Kendinize süper iyi bakın.

Bonus: Kore'de kaldığım süre içerisindeki tüm yazılarımı bitirdikten sonra Çin ve Mısır hakkındaki gözlemlerimi de yayınlamayı planlıyorum ama uzak bir tarihte olacağa benziyor çünkü Kore hakkında en az yayınladıklarım kadar taslak halinde başlık var.

Bonus 2: Kore'de tanıştığım, gelini Türk olduğu için Türkiye'yle çok yakından ilgilenen Koreli bir profesör bana yeni açtıkları bölüm için değişik burs imkanlarıyla öğrenci alacaklarını söyledi. Öyle bir arkadaşın varsa bana haber verebilirsin dedi. Etrafımda Kore'de yüksek lisans yapmak isteyen bir arkadaşım olmadığı için mailini yanıtlamadım. Belki isteyen biriyle tanışırım diye erteledim. Eğer bu konuda istekli olan birileri varsa bana gönderdiği katoloğu ekliyorum:

Ekleyemedim. Pdf dosya ekleme seçeneği yokmuş ama bunu buldum, katalogdaki bilgilerin aynıları var:

http://www.hsgsds.org/

Eğer kafanıza yatar ve başvurmak istiyorum derseniz bana ulaşabilirsiniz. Programın ayrıntılarını bilmiyorum, ben sadece aracı görevi üstlenmek istedim torpil yapmak manasında. Gerçi her zaman, kendi işimi kendim görmeye çalışan biri olarak torpil kavramına sert bir şekilde karşı çıkmışımdır ama burada durum biraz farklı. Hocanın ilgisinden dolayı Türk öğrencilere kıyak geçeceğini tahmin ediyorum. Belli de olmaz tabi. Kimseyi boş yere umutlandırmak istemem.

Bu arada ben bu satırları yazarken Bilkent'ten bir öğrenci Kore'ye değişimle gitme hakkında sorular sordu, kıyamayıp cevapladım hepsini. Ben de Bilkentlilere kıyak geçiyorum sanırım. Neyse, hepinizi Bilkent'e beklerim, çay içer muhabbet ederiz. Geldiğimden beri kampüste ya da kampüs dışında bloğumdan beni bulup mesaj atanlarla tanıştım, çok mutlu oldum.

Son olarak: Blogda yazdığım her şey o günle alakalı hissettiklerim olabilir. Genel düşüncelerim de olabilir. Sonuçta bireysel şeyler. Bu aslında böyle değil diyebilirsiniz. Kore'yle alakalı, sevdiğim ya da beğenmediğimi belirttiğim yönleri de olabilir ama bunu salt kötülemek için ya da yermek için yaptığım söylenemez, çünkü sevdiğim ve beni mutlu eden yönleri daha fazla. Peki şu anda geriye dönüp baktığımda hissettiğim tek şey ise kocaman bir özlem duygusu. Özellikle gelmeme yakın o kadar mükemmel insanlarla tanıştım ki, hala bana mesajlar atan, görüşmeye devam ettiğim ve kendimi Kore'deymişim gibi hissettiren Koreliler bunlar. Türkiye de dahil olmak üzere başka bir ülkede tanıştığınız Korelilerden farklı olarak, daha geleneksel ve dışa kapalı yapıya sahip olsalar da yakından tanımaya başladığınızda size gerçek bir arkadaş gözüyle bakmaya başlıyorlar. Hatta bir tanesi dün katıldığı büyük bir firmanın iş mülakatında yurt dışında çalışmak istediğini söylemiş. Buna etki eden neden olarak da çok yakın bir Türk arkadaşım var demiş. Bize onların kültürüyle alakalı bir şey söyle demişler, ne dese beğenirsiniz? Diye diye "inşallah" demiş. Bari Türkçe bir şey söyleseydin dedim ama olsun, inşallah da bizden. Başka bir arkadaşım da bugün bir paket hazırlayıp postaya verdiğini söyledi. İçinde sevdiğim yemeklerin malzemeleri varmış. Gönderdiği resme bakılırsa büyük bir şey. PTT'ye bu konuda pek güvenmesem de (çünkü en son Japonya'dan gelen paketin üstünde yazan Yen'i yanlış hesaplayıp beni gümrüğe kadar çağırdılar, numarası olmasa kaybolmuştu çoktan) sağ salim elime ulaşırsa beraber yapar yeriz. Zaten beni Bilkent'in Doğu Asya Klübüne katmışlar çaktırmadan. Arada gelirsiniz. Eğlenceli oluyor.

Öyle işte

Kendinize iyi bakın!

İyi geceler!

24 Haziran 2012 Pazar

Beysbol Maçı

Bavulu hazırlamaya başlamam lazım
Vakumlu poşet çıktı tekrar sahneye

Yanımda götüremeyeceğim tüm kağıtların fotoğrafını çekmece

Bu daha başlangıç
Kilodan nasıl tasarruf edilire giriş 101
Aylar önce tanıştığım televizyon programı yapımcısıyla
tekrar buluştuk
Güle güle hediyesi almış bana

Diyetteyim çoğunu sen ye dedi

Şansımıza çift yumurta çıktı

Yemekten sonra yollara düştüm yine
Do ile tekrar buluştuk
Yapmaya çalıştığı projeyi gösterdi
Mühendis olmak zor dedim

Metrodan manzaralar

Geldik sayılır

Kurutulmuş ahtapot
Çerez niyetine




Sonunda saha göründü

Hayatımda ilk defa beysbol maçı izleyeceğim

Oyuncular da çıktı








Maçlarda tavuk yenirmiş
Şaşkınım
Poşetler de kafaya takmak içinmiş



Biz de taktık


Lotte vs LG
Biz Lotte tarafını tutuyorduk
Tezahüratlar Koyoncon maçlarını aratmadı
Amaç bence tezahürat
Maç bir araç gibi


Amigo kızlar da hiç durmadılar


Sadidas terliklerinden level atlamışlar

Maç bitti
Biz yendik



Anam'a dönünce yolda camiden kızlarla karşılaştık
Özbek yemeği yemeye gidiyorlarmış
Siz de gelin dediler

Hatıra fotoğrafımız da olsun

Hayatımda ilk defa beysbol maçı izlememe rağmen çok eğlenceliydi. Amerikan filmlerinde sık sık görürdüm de çok itici gelirdi. Topu atıp koşarlardı felan. Burada da aynısıydı ama tezahürat kısmı bana küçükken Tusubasa izlediğimiz vakitleri hatırlattı. Çöp bacaklı amigo kızlar, müzikler, arada milleti coşturmak için mikrofonu eline alan tezahüratçıbaşı da dahil olmak üzere bütün detaylar canlı Tusubasa maçındaymışım gibi hissettirdi. Maçı anlamadım, kuralları ise hiç anlamadım ama güzeldi. Beysbolun Kore'de futboldan bile popüler olmasını Kore'nin Amerika'nın Asya'daki şubesi olmasına bağlamıştım ama öyle değilmiş gibi sanki. Gördüğüm kadarıyla çok eğleniyorlardı. Tavuk bile yediler daha ne olsun? Bir de ben bu atmosferi Koyoncon'a - Kore Üniversitesi vs Yonsei maçları - özgü bir şey zannediyordum ama ülkede genel olarak eller havaya etkisi hakim sanırım bu maç olaylarında. Gerçi ben Türkiye'de de hiç maça gitmedim ama böyle değildir herhalde. En azından kafalarına poşet geçirmiyorlardır. Bilemedim.

Camiden kızlarla karşılaşmamız da hoş bir tesadüf oldu. Hayatında benden başka Müslüman yüzü görmemiş olan Do'ya da eğlence çıktı. Normalde Koreliler bazı şeyleri içten içe merak etseler de ayıp olmasın diye sormuyorlar. Do da sormadı ama kızlar da alışmışlar, başlattılar anlatmaya başka Korelilerin sorduğu garip soruları. Özellikle başörtüsü hakkında değişik sorular geliyormuş: "Yatarken de mi çıkarmıyorsun?", "Duş nasıl alıyorsun kafandakiyle?", "Sıcak değil mi, bence çok sıcak hava?". Gerçi daha önce bir arkadaşımın benim ortadaki yemeği yemediğimi görünce büyük bir hevesle "Biliyorum ben, siz sadece Müslümanların kestiği domuzu yiyebiliyorsunuz" demesine şahit olduğum için pek de şaşırmadım. Alkol kullanmadığımı söylediğimde, "Nolur ucundan birazcık al, kimseye söylemeyiz." diyenler çıkınca gülmemek için kendimi zor tuttuğum zamanlar bile oldu.

Her ne kadar komik gelse de aslında işin biraz da buruk bir yanı var tabi. Kafalarında farklı bir imaj oluşmuş çünkü. Hayatımda hiç çöl görmedim dediğimde, çölde yaşayan bir insan olduğumu düşünüp hayretler içinde kalandan tutun da anadilimi Arapça zannedenlere kadar bir ton insanla karşılaşmam oldukça rahatsız edici olsa da özellikle İslam hakkında sahip oldukları ön yargı işi daha da kötüleştiriyor. Ön yargı dediysem bir dışlama ya da küçük görme durumu olmuyor, sadece kişinin Müslüman ya da Türk olduğunu öğrendiklerinde kafalarında bir şekil beliriyor ve size hiç fark ettirmiyorlar. Konu açılana kadar, ya da kafasında oluşan şekle uymayan bir şey söyleyene kadar ruhunuz bile duymuyor. O yüzden tanıştığım pek çok kişiden "Bunun böyle olduğunu bilmiyordum" yorumunu çok fazla duydum. Üzücü yani.

İşin diğer tarafından baktığımızda da biz de benzer şeyler yapıyoruz aslında. Biriyle tanıştınız ve birkaç cümlesinden sonra Hintli olduğunu öğrendiniz. Hop diye kalıplar oluştu bile: ineğe tapıyor ve pis. Hinduların ineği tapılacak bir varlık olarak görmemelerini bir kenara bıraksak bile o kişinin dinsiz, Müslüman, Hristiyan ya da Budist olma ihtimali pek aklımıza gelmez. Dindar olmayan biri olma ihtimali ise hiç gelmez. Farklı bir kültürün uç yanlarını genel bir olguymuş gibi yansıtmayı pek seven televizyon programları ve gezi yazılarının çıkarımlarını değişmez gerçekler olarak algılayıp titiz Hintlileri bulunmaz Hint kumaşı zannedip bir milyardan fazla insanı etiketleyiveriririz bir çırpıda. Sanki Türkiye'de bir Mardinli, Balıkesirli ve Rizelinin kendi içlerinde bile ne kadar farklı olabileceğini bilmiyormuşuz gibi kocaman ülkeyi el kadar televizyon ekranından gördüklerimizle sınırlayıveririz.

Aynı şeyi Diğer milletler için de çok yapıyoruz. Çinliler ne bulursa yer, Araplar görgüsüz, Amerikalılar fazla geniş (her anlamda), Ruslar soğuk vs vs. Onu geçtim, bir Pakistanlı ve bir Afgan bir aradayken sanki aynı ailede büyümüşler de bütün her şeyleri aynıymış gibi davranabiliyoruz Türkleri Arap zannedenlerden yeterince çekmemişiz gibi. Bir de işin "Biz moderniz bi kere!!" kısmı var ki o da ayrı bir felaket. Önce kendimizi üst bir konuma çıkaralım ki diğerlerinin ne kadar küçük görüldüğünün önemi yok. "Türkler de Araplar gibi geri kafalı" diyen birine "Asıl geri kafalı sensin" demek yerine "Ama biz onlardan farklıyız, şöyle iyiyiz, böyle iyiyiz" diyebiliyoruz. Yaşadıkları koşullar insanları olumsuz davranışlarda bulunmaya yönlendirse de imkan verildiğinde harikalar yaratan bireyler her milletten çıkıyor. Biz de Papua Yeni Gine'de doğmuş olsaydık şu andakinden çok farklı bakıyor olacaktık dünyaya.

O yüzden en mantıklı çözüm, "Burkamı ütülemeden sokağa çıkmam, çok iyi de deve park ederim bu arada" demek sanırım. Maksat gönüller hoş olsun. Ya da zor yolu seçip önce kendimizle yüzleşmemiz gerek. Belki böylece kişi yıllardır büyük bir gereksizlik abidesi olduğunu düşündüğü beysbolu bile sevebilir. Şans verilsin yeter.

22 Haziran 2012 Cuma

Samcheong-Dong Bukchon

Yine birileriyle vedalaşmak için yollara düştüm

Vardığım istasyonda hareketlilik varmış

Layla göründü

Bana hediye almış


Seul'ün geleneksel mahallesine gittin mi dedi
Gitmedim dedim
Nasıl gitmezmişim
Kore'den ayrılmadan orayı görmen lazım dedi

Değişik yerler görecekmişiz
Ara sokaklardan da geçelim

Ama önce yemek yememiz lazım
Malum enerjiye ihtiyacı olan varlıklarız





Adını bulduk yolda





Buraya geldik

Kore yemekleri güzel yapılıyormuş burada

Pencereden manzaramız

Menü de geldi


Olmazsa olmazlar da yerini aldı


Bibimbap
Diğerlerinden daha bir geleneksel sanki

Yiyelim şenlenelim

Vitrindeki plastik yemekler


Mahalle turumuza başlayabiliriz artık




Bir tane bahçe kapısından içeri girdik
Ev olma ihtimali yüksek

Bahçesi çok güzel

İzinsiz girdik ama biraz oturduk burada
Bana eskiden izlediğim "Fruits Basket" adlı animeyi hatırlattı
Onlarında evleri böyleydi
Çok garip bir duygu
Nostaljiyle gerçek birbirine karıştı
Tam da olmak istediğim yer gibi






Garaj kapısındaki yansımamızı da çekelim






Koreni Dar Sokaklarına Hoşgeldiniz!
Diyor bence







Bizim köyde de vardı bu kapılardan

Bizimkilerin çatısı yoktu ama



Dantelci








Turist yerine düştük sanki




















Hatıra fotoğrafımızı da çekinelim

Yürüyüşe devam




Buralar da bana "Boş Ev" filmini hatırlattı
Defalarca izlemiştim o filmi
Hatta Kore'yi Japonya'nın yanındaki ülke diye tanıdığım zamanlar bile
Alt yazısız izleyebildiğim tek Korece film



















Bunlardan dağıtılıyordu

Birden fazla alalım
Lazım olur belki








Burayı seviyormuş
Ama ürünleri çok pahalıymış








Buraya geldik kahve içmeye

Çok meşhurmuş burası
Neden bilemedim

Peçeteye yazı yazmaca
Hatıra olarak
Bunları da biriktiriyorum

Gizlice fotoğrafımı çekmiş

Daha önce de çekmiş hiç fark etmemişim


Sevdiğim bahçeli evdeki halim böyle görünüyormuş meğersem
Ben ne duygular içindeydim halbüsü o an




Plastik yemekler

Çift bunlar da
Şortları da aynıdır kesin
Ama kızınki görünmüyor














Barbie
Babi deniliyormuş
Güldüm


Füze olaylarında varılan son nokta
Kuzey kore saldırmıyor bari biz yapalım demiş olabilirler












Yelpaze sergisi

Oradaki yaşlı dede ve nineler yapıyorlardı bunları
Yardım kuruluşuymuş
Geliri bağışlanacakmış



Layla'nın hediyesi


Artık Kore yelpazem de var








İlginç kafe




Çekim varmış














Çatıda bir şeyler oluyor


Ne ki bu?

Hehe










Bunlar çifte pek benzemiyorlar
Okul üniforması olsa gerek



Bursa kumaş pazarı



Tapınakçı






Yürüye yürüye asıl Seul'e vardık


Artık nerede olduğumuzu biliyorum










Cheonggyecheon Çayı
















Bundan da aldık
Çok meşhurmuş
Hiç yemememe şaşırdı





Anam'a dönme vakti geldi



Japon arkadaşım Moe arkadaşlarıyla veda yemeği yiyecekmiş
Sen de gel dedi
Çok kalamadım
Ama vedalaştık

Size afiyet olsun

Ben de başka bir arkadaşımla buluşmak için Hint Restoranına geldim

Onunla da vedalaşalım