4 Ocak 2012 Çarşamba

Fly Again, Take Care Us Captain

Daha önce birkaç defa Fly Again adlı diziye figüran olarak katıldığımı yazmıştım. İşte o dizi bugün sonunda yayınlanmaya başladı. Aslında bizim olduğumun kısmın ilk bölümde yayınlacağını biliyordum ama ilk bölümün hemen ilk kısmında olacağını bilmiyordum.

Diziyi izlemişseniniz görmüşsünüzdür. Başroldeki kızın havacılık okulundaki sınavı geçmesiyle başlıyor dizi. Hemen sonrasında da mezuniyet var tabi. İşte o mezuniyet kısmında yer aldığımızı yazmıştım. Her ne kadar soğuktan donsak da hatta başroldeki kız havuzda titreme nöbetine girse de dizide hava pek bir güzel çıkmış ama beni şaşırtan nokta kızının mezuniyetine yetişmeye çalışan annenin uçağının da aynı anda gösterilmesi. Ben daha önce gösterilir diye düşünmüştüm ama aynı anda olunca garip hissettim. Bu arada bahsetmeyi unuttuğumu şimdi farkettim. Mezuniyetten sonra uçak sahnesinde de yer almıştık.

Bildiğim kadarıyla 3 gün süren uçak sahnesi çekimlerine ben 2 gün gitmiştim. O yüzden uçağın farklı yerlerinde zırt bırt kendimi görme imkanı buldum. Aslında tam oturduğum yer uçaktaki şarkıcının hemen arkasında olsa da yabancı sayısını çok göstermek için açı değiştikçe Koreli figüranların yerine bizi oturttukları için en az 20 farklı yer değiştirmiştim. Bir de fark ettim de çoğu yerde somurtmuşum. Defalarca çekilen sahnelerin sıkıcılığının ve maket uçağın içinin buz gibi olmasının da payı var bunda. Isıtıcı bile yoktu, ışıkçının lambalarıyla ısındık. Gerçekten.

Bu arada ışıkçı demişken bir ara sahne açısının bana denk gelmediği bir anda fırsattan istifade uyuyakalmışım. Bir uyandım ki kafamda koca bir florasan, herkes meraklı gözlerle bana bakıyor. Işıkçı lambayı(artık ne denirse) yanlışlıkla üzerime devirmiş. Şansıma hem hafifti hem de yaslandığım koltuk kafama direk çarpmasını engellemiş ama yine de bu şekilde uyanınca bayağı bir afalladım. Arada gülenler felan vardı ama set ekibi bana bir şey oldu diye biraz telaşlandı. Ben iyiyim diye ısrar edince işlerine devam ettiler. Gel gör ki yine aynı gün akşam vakti en ön koltukta otururken set ekibinden biri ayağıma kameranın altna konulan tuğlayı devirdi. Canım çok yandı ama sabah kafama lamba akşam da ayağıma tuğla devrilince ister istemez gülmeye başladım (tabi gülerken acıdan gözümden de yaş geldi). Bu sefer kimse de tınmadı bile bu kıza bir şey olmuyor nasıl olsa diye. Yalnız ajanstaki amca kendini kötü hissetti. Çekim bitene kadar sürekli yanıma gelip ayağımı kontrol etti. Giderken de otobüste adı i ile başlayıp u ile biten (Lee Xx Woo tarzı bir şey olsa gerek) bir aktorün ona verdiği ıslak mendilleri verdi bana. Dediğine göre çok meşhur bir aktörmüş ama ben tanımıyorum. Kendim iyi hissetmem için bayağı bir uğraştı sağ olsun.

Dizi çekimi denen şey ne kadar zormuş onu gördüm. Bir saniyelik açılar için koskoca kameraları kurup kurup kaldırdılar. Hatta uçağın sarsılması kısmında bir saniyelik sahne için koskoca tavanı açtılar. Sarsılma demişken... Biz gitmeden önce uçağı sarsacaklarını bizim de korkmamız gerektiğini söylemişlerdi. Çekimlerde sıra ona gelince demesinler mi sağa sola sallanın diye.. Meğer uçağı sallama felan yokmuş. Biz sallanıyor numarası yapacakmışız. İzleyince gördüm ki iyi iş çıkarmışız. Zaten çekimlerin en eğlenceli kısmı oydu. Bir de dizinin yönetmenlerinden biri. Ha bir de eminim farketmemisinizdir ama uçağın sallandığı sırada en ön koltuktaki kal adamın peruğu sarsıntının etkisiyle düşüyor. Hatta ben de onun hemen çaprazındaydım o sırada. Her neyse. İşte o peruğun düşme sahnesini defelarca ama defalarca çektiler. İzlerken fark edilmiyor bile.

Anladığım kadarıyla dizide iki tane yönetmen vardı. Birini kimse sevmiyordu çünkü herkese karşı çok kabaydı. İnsanları çok rahat itip kakabilmesi beni çok rahatsız etti açıkçası. Diğer yönetmen ise şimdiye kadar Kore'de gördüğüm en şirin insan diyebilirim. Boyu benden biraz kısa biraz da tombiş olan bu amca bir de bizimle ingilizce konuşmaya çalışınca daha şeker bir hale geliyordu. Rol yapmamız için ciddi olmamızı söylediğinde şiriyus şiriyus demesine alışmıştık da her oturmamızı söylediğinde şit dawn demesi bizi ayrı bir kopartıyordu. Hatta ilk duyduğumuzda küfür ediyor zannedip kendimize gelememiştik gülmekten.

Bunun dışında eğlenceli başka şeyler de olmadı değil mi? Oldu sayılır. Mesela uçak pencerelerinden birini kapalı görünce açmamızı söylediler.Bir açtık ki arkasında kocaman direk çakılı. Çaktırmadan geri kapattık. Koca bir direkle uçmayı kimse istemez sanırım. Onun dışında dinlenme odasında beklerken arkadaşlarımı bırakıp hosteslerle tanıştığım kısımda da bayağı güzel vakit geçirmiştim. Aslında o hosteslerin her biri kendi çapında ünlü kişilermiş. Ama ünlülük oranı arttıkça daha az muhabbete katılıyorlardı. Mesela en çok role sahip hostes (sanırım dizinin geri kalanında da var kendisi) bizimle pek oturmadı. Diğer kısa saçlı hostesi az da olsa konuşmamıza dahil edebildik.

Benim hosteslerle tanışmam da biraz damdan düşer gibi oldu. Arkadaşlarla dinlenme odasında ısıtıcıyı görünce etrafına toplaştık. Tabi benim bir yerde 10 dakikadan fazla oturabilmem ne mümkün? Hemen etrafı keşfe daldım. Açık kapıdan maket bebeği görünce de içeri girip hosteslere bu ne diye sordum. Dizide sadece birkaç saniye gösterilen bebek 300.000 won'muş (dizide sadece birkaç saniye görünen bir şeye o kadar para verilir mi bilmem). Elime aldım baya ağırdı. Üstelik gerçek bebeğe de benzemiyor değildi. Ordan muhabbete girince kahve ve abur uburdan oluşan sofralarına davet ettiler. Ben de hemen katıldım tabi. Aralarından sadece biri İngilizce biliyordu ve diğerleriyle onun vasıtasıyla konuştum. Bir yerde yanlış anlamadıysam benden bahsetmeye başladılar. Normalde yabancıların Koreliler'e karşı soğuk ve kendini beğenmiş oldukarını, benimse onlarla oturup muahbbet ettiğimi hatta sofralarını paylaştığımdan söz ettiler. Korecem o kadar iyi değil ama aradan anlayabildiğim kelimelerden eve en önemlisi yüz ifadelerinden ne dediklerini kestirmek güç değildi. Hele bir de sofrada tek bardak olan termos kapağıyla bana kahve ikram etmelerine duygulanmadım desem yalan olur. Hani olur ya köy okuluna öğretmen gelir de baş köşeye oturturlar.  Kendimi aynen öyle hissettim. Şimdiye kadar arada sırada Korelilerin yabancılara karşı mesafeli oldukarından dem vuruyordum ama bugün gördüm ki aslında yabancılarda da büyük hatalar var. Mesela bizim okuldaki değişim öğrencileri. Geldiklerinden beri bırakın Korelileri arkadaş edinmeyi, onları tanıyıp anlamaya çalışmıyor pek çoğu. Varsa yoksa kendileri gibi değişim öğrencileri ve Amerikanlaşmış Korelilerle vakit öldürmek. Ülkelerine döndüklerinde sorun Kore hakkında ne biliyorsunu diye. Sojudan başka verecek cevap bulamazlar. Hal böyleyken Korelilerin yabancılara karşı çekingen olması çok doğal.

Gözlemlediğim bu durum sadece Korelilerle de sınırlı değil. Başta Japonya ve Çin olmak üzere Uzak Doğu ülkelerinden gelen öğrenciler hep kendi aralarında takılıyorlar. Sanki ortada Batılılar karşısında kendilerini küçük görme duygusu hakim. Bunun nedenini de birkaç gün önce izlediğim Ip Man 2 filminde daha iyi kavradım. Hani bir sahne var ya İngiliz boksör, Kung Fu ustalarına tabiri cazise pislik muamelesi yapıyor. O an hayattan soğudum desem yeridir. Filmdir abartıdır deyip geçmek istedim ama Batı'nın Uzak Doğu ve Güney Doğu Asya ülkelerini yıllarca sömürdüğü gerçeği dururken bu tip şeylere kayıtsız kalmak imkansız. Her ne kadar Afrika kadar olmasa da durum böyle. Aklıma, ne Avrupa'ya ne de Amerika'ya en ufak bir ilgi duymadığımı, bu yüzden Orta Doğu ve Uzak Doğu kültürleriyle ve dilleriye ilgilendiğimi dile getirdiğimde bana saatlerce ahkam kesen insanlar geldi. Batı medeniyetmiş. Her tarafı medeniyet olsa ne yazar. Önce insanı sırf insan olduğu için sevmeyi öğrenmeli insan.

Hostesleri oynayan oyunculardan girdim nerelere geldim. Konu saptı yine. Yine de üç günlük çekimlerde en güzel vakti onlarla yaptığım kısa sohbetimizde geçirdim. Sağ olsunlar.

Buradan, aynı anda farklı yerlerde olup paralel evren hissi yaşatan Kore dizi endüstrisine teşekkürlerimi iletiyorum.

İyi seyirler!!

3 yorum:

  1. cok güzel bir tecrübe kazandin saadet abla. peki basrolde ki oyuncu goo hye sun ile konusman oldu mu? dizi'yi izledikten sonra onun oyunculugunu daha iyi buldun mu? :) basinda sevmemistin ya

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş yine Saadet ^^ Okurken hem çok eğlendim hem de üzüldüm. Malum Avrupa ve Amerika diğer insanları küçük görmede sınır tanımıyor. Bu yüzden söylediklerine ben de kelimesi kelimesine katılıyorum ve aynı dediğin gibi ben de Avrupa ya da Amerika'yı sevmiyorum, oralarda okumak istemiyorum dediğimde insanlar bunu anlamamıştı hala da anlamıyor. Zaten bu yüzden Kore'de okumak istememe çok karşı çıkanlar oldu. Bu yüzden aynı fikri paylaştığım birini görmek çok güzel :D İyi ki blogunu keşfetmişim hihihi Tatilde bol bol gez, gör, eğlen sonra da bizimle paylaş =P
    -F.Betül-

    YanıtlaSil
  3. Park Min Yeon (ipek)19 Ocak 2012 08:11

    seni gordum dizi de saadet eunni :)

    YanıtlaSil