24 Ocak 2012 Salı

İlk Kar

Ben uydurmasyon yemeğimi yapaduruyum, yine her zamanki gibi Emre mesaj attı. Ellerine hazır çorba geçmiş, yanına da güzel bir şeyler hazırlıyorlarmış, sen de gel dedi. Garip garip yemekleri yemekten güzel yemek kavramını unutan ben, gelirim tabi dedim. Hatta bende de hazır çorba var isterseniz deyince, bende de hazır çorbalar var dedim. Seçsinler diye fotoğrafını çekip gönderdim:

Hazır çorbayı oldum olası sevemedim
ama bunları acil durumlar için saklıyorum

CJ'ye doğru çıkalım

Yemekler gelmeye başlamış bile

Sofra hazır
Fotoğraftan seçilen ezogelin de köşede duruyor

Spagetti Bolonez
Özlemişim


tatlılar da benden olsun bari
Yemekler yine her zamanki gibi nefisti. Emre'yi bilmem ama Farid yemek konusunda usta diyebilirim. Yakında mutfağı kebapçıya çevireceklerini söylediler, aman bir siz eksiktiniz diyecektim, demedim. Bu aralar pek sesimi çıkarmıyorum. Geçen gün mantı için neler alınacak diye beni aramışlar, o sırada ben de dışarıdaydım. Şarjım bitmek üzere olduğu için kapatmıştım, kapatmamışım meğersem. Aramışlar bayağı. Başıma bir şey geldi zannedip telaşlanmışlar iyice. Sonra o kadar aramayı görüp tekrar arayınca fırçayı yedim tabi. Kore'deyiz, dünyanın en güvenli ülkelerinden biri, niye telaşlandınız dedim ama olmadı. Sonra telefonu kapatmayı öğrettiler. Meğer yukarıdaki tuşa uzun basıp ekrana çıkan butonu kenara kaydırmak gerekiyormuş.  Siri kullanmayı da öğrendim. Çok gereksiz bir şey bence. İsimlerimizi bile anlamıyor. En sonunda, Amerikalı arkadaşın varsa onun ismini deneyelim dediler, direk aklıma Alisa geldi. Kaşla göz arasında mesaj göndermiş. Neyse sonra açıklarım artık ona, garip bir mesaj geldiyse ben göndermedim hepsi Siri'nin suçu diye. Sonra film izleme programı felan yükledik. Bu konularda acayip teknoloji yoksunuyum. E sırf skype kullanmak için telefon alan birinden de bu kadar beklenir. Ne biliyim, aslında hiç böyle şeylerde gözüm olmadı. Bilkent gibi bir üniversitede okuyup, etrafımda sürekli süper lüks şeyler gördüğüm halde hiçbir zaman keşke benim de olsa demedim. Nasıl oluyor bilmiyorum ama bir şekilde benim de oluyor. Hem de hiç aklımda yokken. Sonra üzülüyorum, insanlar o parayla evini geçindirmeye çalışırken ben nelere harcıyorum diye ama bilmiyorum işte. Gerçi ben de burda o parayı kazanmak için az çalışmadım. Bir haftalık çalışmadan sonra bir o kadar da hasta yattım. Ne olursa olsun sağlık daha kıymetliymiş. O zaman da onu öğrenmiştim. Yine öksürmekten uyuyamadığım bir gece düşünmeye başlamıştım. Hayatımda hiç o kadar kendimi çaresiz hissetmediğimi fark ettim. Sonra başlamışım ağlamaya. Zaten öksürmemden uyuyamadığı belli olan oda arkadaşım İrina, ağladığımı duyunca yanıma gelip, ağlama deli kız diye beni teselli etmişti. Şeker şey. Sonraki günlerde bir iki defa, hasta olduğu için ağlayan birini hiç görmemiştim diye dalgasını da geçti ama ben onun için ağlamamıştım ya. O yanlış anlamış. haha.O günden sonra nerede yemek, orada ben. Kilo milo hiç dert değil. Bugünkü yemek de güzeldi. Her gün böyle yemek yapıyorlarmış. Arada acıyıp beni de çağırıyorlarmış. Acıların çocuğu Saadet. Kaşarımı da büktüm, hızımı alamayıp yakında Kore dizilerine başrolden girersem şaşmayın. hehe

Geri dönerken kar yağıyordu. Önceden arada çiseleyen karları saymazsak adamakıllı yağan ilk kar diyebilirim.    Bu da pek uzun ömürlü görünmüyor ama kar kardır. Ankara'ya kar yağdı haberlerinin üzerinde burada hala tık yoktu. Yakaladık sayılır. Daha fazla yağmaz umarım. Yağarken güzel de erirken vıcık vıcık oluyor ya, onu sevmiyorum işte. Neyse ben şimdilik yağan tadın tadını çıkarıyım:












Allah evsizlere sabır versin..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder