7 Ocak 2012 Cumartesi

Öylesine Yürüyüş

Bugün caminin yanındaki kreşte verdiğim dersten sonra metroya giden yolda yürümeye başladım. Bu arada ben sürekli cami cami deyince yanlış anlaşılmalar olmuş, benim camiden kastım caminin alt katındaki kültür merkezi. Cami demek daha kısa ve anlaşılır olduğundan öyle bahsediyorum. Yoksa cami cemaatiyle toplaşıp zikir çekmiyoruz. Haha. Her neyse o yoldan aşağı dönerken güneşin kırmızı olduğunu gördüm. Kırmızı güneş de mi olurmuş demedim fotoğrafını çektim. Her ne kadar artistik fotoğrafları sıra sıra dizemesem de çöyle bir şey çıktı ortaya:

Kırmızı Güneş


Metroda giderken Emre aradı. Akşam yemeği yemek için pizzacıya gittik. Kocaman pizzayı tek başıma bitirdim. normalde burada bir pizzayı büyüklüğü ne olursa olsun birkaç kişi paylaşıp yiyor. Hatta tek başına yemek çok şaşırtıcı bir şey olarak algılanıyor. Neyse bizimki de Türk işi oldu. Zaten ondan kilo almıyor bu Koreliler. Biz de işin sırrı az yemekte değil sporda diye yürümeye başladık. Yürüye yürüye Anam'dan Jongro'ya kadar gelmişiz. Hatta yolda ucuz meyve sebze satan bir tane manavdan kilo kilo meyve sebze aldık. Yine o yüklerle bir tane Apple Store'a girdik.

Ha bu arada bahsetmeyi unuttum. Birkaç gün önce netbukumu tamir için Yongsan'a gittik Emre'yle. Aslında daha önce Malezyalı bir arkadaşımla gitmiştim ama pahalı fiyat söyledikleri için emin olmamıştım. Sonuçta Türk milleti olarak pazarlık konusunda üstümüze yoktur. O yüzden ikinci defa Korece bilen bir Türkle şansımı denemeyi uygun gördüm. Yongsan'daki satıcıların az cin olmadıklarını ilk haftadan tecrübe etmiş bulununca sütten ağzı yanan yoğurdu kaşıklayarak yermiş misali benimkisi. Gerçi o deyim de öyle değildi ama olsun. Yine aynı fiyatı söylediler. Yani dandirik bir harddisk değiştirmek için netbukun yarısı para istediler. Kurulum da cabası. Tayvan'ı mı ne sel vurmuş, fabrikalar sizlere ömür. Haliyle fiyatlar da etkileniyormuş bundan. Napalım napalım derken bana akıllı telefon almaya karar verdik. Fi tarihinden beri kullandığım Nokia N95 telefonumun sakarlığıma kurban gitmesiyle Türkiye'ye döndüğümde de telefonumun olamaycağını hesaba katarak, bir de aslında tek derdimin internete girmek ve skype'da annemle konuşmak olduğunu düşünerek akıllı telefon fikri aklıma yattı.

Yine Yongsan'daki telefoncuları da gezdik. Iphone 4s ve Galaksi Note arasında kaldım. Galaksi Note'un ekranı kocaman ve 4G'si var. Jet gibi internet imkanı var ama Türkiye'de 4G'ye kim bilir ne zaman geçilir. O yüzden popüler kültüre uyup Iphone 4s siparişi verdik. Çünkü burada anlaşmasız akıllı telefon satmıyorlar. Anlaşmadan kastım 2 yıl bir operatöre abone olup aylık azar azar ödemek. Ben o kadar süre burada kalamayacağımı söyleyince de 100.000 won extra ücret istiyorlar. İşte buradaki adamla yaptığımız pazarlık sonucu o ücreti almayacağını söylemişti. Bir hafta olmasına rağmen ses çıkmayınca Apple Store'a soralım bakalım dedik. Onlar da istemiyormuş. İyi o zaman Yongsan'dan hala haber gelmezse buradan alırız deyip ayrıldık. Yürümeye devam ettik:






Kyobo'ya kadar gelmişiz
Kore'nin en büyük kitapçısıymış sanırsam


Çocuklar için marangoz setleri

Cafcaflı kitaplar

Marangoz setinin yapılı hali
Ben olsam bunları değil çocuğuma vermek, yanına bile yaklaştırmam
O ne öyle
Cani anne olarak anılmak istemem yani

Mangalar



Konserve hediyeli kitap
Çürümese bari

Kovulana kadar kitapçıda dolandık


Geri dönelim

Metroda ilk defa yabancı gören çocuk
Parmağını bize doğrultup aaa yabancı diye bağırınca
babası biraz utandı
hehe
Sonra döndük işte. Vur deyince öldürmek bu olsa gerek. Sözde yemekten sonra yürüyüş yapıp geri dönecektik. Neyse Seoul'ün ne kadar küçük olduğunu öğrenmiş olduk. Her taraf rengarenk ve temiz. Üstüne bir de güvenli. Zaten Kore yabancılar tafaından hep ne kadar güvenli olduğuyla bilinmekte. Biz de görmüş olduk. Sizin de görmeniz dileğiyle..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder