31 Mart 2012 Cumartesi

Grısbi


Peynir yaptım bugün

Dolapta ekşiyen sütü kaynatıp süzünce bu çıktı ortaya
Tadı fena değildi
Artık yavan da olsa Kore'de peynir yemenin yolunu buldum


Otobüs duraklarındaki süpermarket rafları
Seçtiğiniz ürünün altındaki barkodu telefona okutup gönderiyorsunuz
Verdiğiniz adrese ürün teslim ediliyor.
Ben bir vidyoda daha başka türlüsünü görmüştüm ama o yalanmış

Home Plus benim en çok gittiğim süpermarket olsa da
Otobüs durağı panosu yerine kendi raflarından
mıncıklaya mıncıklaya alışveriş yapmayı tercih ederim

Gece yürüyüşlerimizden birine daha başladık

İlginç bir dekorasyon

Bu sefer yürüye yürüye
E-Mart süpermarkete geldik

Mutfak malzemeleri incelemeye bayılırım


Emre'yle boyumuzun ölçüsünü almaca

İnsan kendi ülkesinden bir şeyi gördüğünde
o şey bira olsa bile mutlu oluyor

Hatta buradaki kola kutuları bile bizdekilere benziyor
Normalde Kore'dekiler daha ince uzun oluyor
Kendimi tanıdık bir yerlerde hissetmeye başladım

Angaralılaştıramadıklarımızdan mıydınız?

GIRISBİ
Dakikalarca başından ayrılamadım gerçek mi diye
İnanılmaz derecede evimde gibi hissediyorum şu an

Atatürk Orman Çiftliği tereyağı mı dedik
ama abartmayalım o kadar

Şapka denemece
Sağ köşedeki okun üstünde
"ithal mal" yazıyormuş
Hiç fark etmemiştim resmi çekerken

Ben de bir adet acumma şapkası deneyim
Kutsal şapka bence bu
Yazın bu şapkadan kullanmayan acummaları dövüyorlarmış
Şaka
Bu gün de süpermarkette geçmekle bitti. Tanıdık bir şeyler görmek güzel. Bakalım daha neler göreceğiz.

30 Mart 2012 Cuma

Sri Lanka Pudingi

Bu dönemin başında çizim dersi alıp, aslında onun ileri seviye çizim dersleri olduğunu anlayınca bırakmıştım ama o sınıfta tanıştığım kız grubuyla (güzel sanatlar bölümünde kızdan bol bir şey yok diye yakınmışlardı derste yanlış hatırlamıyorsam) kakaotalktan mesajlaşmayı bırakmamıştık. Bugün onlardan birini akşam yemeğine davet ettim, beraber yemek yaptığımız sırada yurttaki Sri Lankalı arkadaşım da bize katıldı, ben de yeni tatlar denemiş bulundum:

Geçen seneden kalma bir fotoğraf
Kakaotalk profilimde gören bir arkadaşım, bunun bana Türkiye'deki bir
arkadaşımdan jest olduğunu zannetmiş

Öğle yemeğim

Garip yemeklerden seçme kalmadı
eskileriyle idare ediyoruz

Yumurta, yemek haşlanırken kırılınca bu hali alıyormuş

Akşam yemeğini imece usülü hazırladık bile:

Koreli misafirimize ıspanak, puding, sosisli makarna yaptık

Pilavla yenilecek zannedince fırçayı yemedim değil

Kalan Srilanka pudingi (adı ne bilmiyorum ama puding değilmiş)
ve bisküvili pasta

Hatıra fotoğrafı
Pek bir ırkçıyız


29 Mart 2012 Perşembe

KUDT

Bugün KUDT yani Korea University Dance Team'in kaynaşma yemeği vardı. Normalde hip hop üzerine kurulu bu klüpte house, popping, bboy vs gibi değişik dans türleri de öğretiliyormuş. "Peki senin orada ne işin var?" dediğinizi duyar gibiyim. Maksat muhabbet olsun. Zaten bunlarda Senior-Junior ilişkisi var yani usta-çömez ilişkisi gibi bir şey. Çömezlere ilk seneyi atlatana kadar dans ettirmiyorlarmış sanırım. Benim de işime geliyor tabi. Usta olanları izlemek ise ayrı bir eğlenceli. Neyse işte bu akşam yemeği için onlarla buluşmam lazımdı malum kuralları çok katı, ama önce öğle yemeği için KUBA yani Korea University Buddy Assistance pikniğine katılayım dedim:

KUBA 5. grupla kampüs pikniği
Onlar yemeği sipariş etmişler ben de yurttan yapıp getirdim


Gördüğüm en mülayim eylem oldu kendisi




Bu dönem KUBA'ya katılmadım, aslında geçen dönem de pek katıldığım söylenemezdi ama bu dönem resmi olarak da bir bağım yok. Arada grupların yemeklerine katılsam da durum böyle. Diğer taraftan da KUBA'daki Korelilerle tanışmalarım devam ediyor. Mesela 5. grup pikniğine beni davet eden Koreliyle yakın zaman önce tanıştık. Okulda Türkçe dersi alıyormuş. KUBA'daki ortak bir arkadaşımız da beni önermiş. Tanıştık öyle, çok şeker bir kız. Geçen yaz seyahat planı yapıp yola çıkmış. Amacı iki hafta Türkiye'de iki hafta Yunanistan'da ve iki hafta da İtalya'da kalmakmış ama gel gör ki Türkiye'ye gelince ülkemize hayran kalmış ve planı iki ay Türkiye, iki gün Yunanistan ve iki gün de İtalya'da kalmak üzere değiştirmiş. Buraya gelince de Türkçe dersi almaya başlamış. Bileğinde sürekli nazar boncuklu bileklik taşıyor. Türkiye hayranı erkek öğrencilerle çok tanıştım ama kız öğrenci ilk oluyor sanırım. Her neyse, sonra dersim var diye ayrıldım. Zaten akşam yemeği için hazır olmam lazım:


Sosis yemeyi özleyen birine bu yapılmaz ki
Sabır sınaması yaşıyorum bir bakıma

KUDT ile yemek vakti


Çok utangacız

Tofulu kimçi

Gözler açık mı kapalı mı anlayamadık

Yurda giden yoldaki tapınağı fenerlerle doldurmuşlar

28 Mart 2012 Çarşamba

Gubidik Yemeklerden Seçmeler

Bugün yine yurt ve ders arasında gidip geldiğim gayet sıkıcı günlerden biriydi. O kadar. Her gün de gezecek halimiz yok ya, değil mi?

Sabah uykuya feda ettiğim dersin notunu öğlenki dersin sınıfında bulunca

Sınıftaki master öğrencileri panoda kendi resimlerini görünce

Yemek vakti
Beyaz küpler tofu
Yine beyaz sarkan şeyler de mantar
İşte size ıspanak yemeği

27 Mart 2012 Salı

Gone With the Wind

Bugün birkaç gündür toplanıp toplanıp bit türlü hazırlayamadığımız sunumun günüydü. "War and Peace" adlı derste "Gone with the Wind"i Türkiye'deki adıyla "Rüzgar gibi geçti" adlı kitabı okuyoruz. Gerçi ben okumuyorum arada filmine bir göz atıyorum. Kafam kadar kitabı okuyacağım diye buradaki kıymetli günlerimden fedakarlık yapacak değildim ya. Zaten geçen dönem de aynı hocadan başka bir dersi almıştım, onda da okumamıştım. Neyse işte bugün sunumumuz vardı:


Benim kısmım
İlk defa telefondan yardım alarak sunum yapmış bulundum

Akşam yemeği
Yarısına gelmiştim ki içinde garip bir şeyler olduğunu fark ettim
Sebze mi deniz böceği mi anlayamadım ama

Bugün KUDT tanışma toplantısı vardı

Eski üyeleri yenileriyle eşleştirilen kurada ilk benim adım çıktı
hehe

Öğrenci klüpleri binasındaki duvarlarından biri

Yine bir akşam yürüyüşünden sonra vardığımız süpermarketteki
şirin mutfak eşyaları

Sağ taraftaki mini fırına bayıldım

Bunlar bulaşık makinasıymış

Ben klavyelere bakarken

Emre kulaklıklara bakıyordu
Sonra asansöre bindik. Biraz aşağı inince bir kadın bindi biz indik. Sonra ben yine klavyelere, Emre de kulaklıklara bakmaya başladık. Bunlar da yukarıdakilerinin aynısıymış diye söylenirken aynı reyona tekrar geldiğimizi fark ettik. Deja vu denilen şey bu olsa gerek. Hepsi asansöre binen o kadının suçu bence.

Kulaklı yeşil hayvanımsı şey bir yerden tanıdık geldi ama..

Kuru fasulye burada daha ucuzmuş
Sonra yürüye yürüye okula döndük. Kampüse varınca çimlerin üzerinde oturan bir grup öğrenci gördük. "Katılalım mı size?" dedim, "olur" dediler. Dört kız bir erkekten oluşan bu grupla konuştukça toplanma nedenlerini anlamış bulundum. Meğer oğlan kızlardan birini seviyormuş, diğer üç kız da aralarını yapmaya çalışıyormuş. İlk başta anlamadık tabi kız Emre'ye gözlerin kocaman dedikçe kızı seven oğlanın niye içlendiğini. Olayı sonradan öğrendik tabi. Öğrenince de olaya el atmazsam olmaz diye girdim aralarına, bir güzel nasihat çektim. Siz daha küçüksünüz modaya uyup yanlış kararlar vermeyin diye. Artık benimki nasıl bir nasihatse diğer üç kız kendi aralarında "bu abla çok eğlenceliymiş, hep çağıralım toplanınca" demişler. Ben anlamadım da Emre anlamış. Umarım dediklerim şakaya karışıp gitmemiştir. Öyle bir durum var ki Kore'de, çift olmayanı dövüyorlarmış hissine kapılabilirsiniz. Tabi bu lisede ders çalışmaktan dünya gözüne hasret gençlerin üniversiteye başlar başlamaz bu akıma uyma telaşıyla başlıyor. Hal böyle olunca arkadaşlık kavramı daha geri planda kalıyor. Çiftlerin ayrıldıktan sonra etraflarında pek arkadaşları olmadığından daha da yalnızlaştıklarını duymuştum. Burada tanıştığım öğrencilerin durumu da pek farklı değildi. Üzücü yani. Bu arada üzücü müzücü derken onlara haliniz harap demedim tabi. Baya muhabbet ettik, güldük eğlendik. Hatta bir ara üç kız hızlarını alamayıp Emre'yle benim aramı da yapmaya kalktılar da zor zapt ettik. Bıcır şeyler ya. Yeni nesil çok fena. hehe. Ben de iyice yaşlılık psikolojisine girdim yalnız. Yakında Güzin Abla nikiyle gazetelerde yazmaya başlarsam şaşırmayın.

Gecenin bir körü fotoğraf çekinince böyle oluyormuş meğersem