27 Mart 2012 Salı

Gone With the Wind

Bugün birkaç gündür toplanıp toplanıp bit türlü hazırlayamadığımız sunumun günüydü. "War and Peace" adlı derste "Gone with the Wind"i Türkiye'deki adıyla "Rüzgar gibi geçti" adlı kitabı okuyoruz. Gerçi ben okumuyorum arada filmine bir göz atıyorum. Kafam kadar kitabı okuyacağım diye buradaki kıymetli günlerimden fedakarlık yapacak değildim ya. Zaten geçen dönem de aynı hocadan başka bir dersi almıştım, onda da okumamıştım. Neyse işte bugün sunumumuz vardı:


Benim kısmım
İlk defa telefondan yardım alarak sunum yapmış bulundum

Akşam yemeği
Yarısına gelmiştim ki içinde garip bir şeyler olduğunu fark ettim
Sebze mi deniz böceği mi anlayamadım ama

Bugün KUDT tanışma toplantısı vardı

Eski üyeleri yenileriyle eşleştirilen kurada ilk benim adım çıktı
hehe

Öğrenci klüpleri binasındaki duvarlarından biri

Yine bir akşam yürüyüşünden sonra vardığımız süpermarketteki
şirin mutfak eşyaları

Sağ taraftaki mini fırına bayıldım

Bunlar bulaşık makinasıymış

Ben klavyelere bakarken

Emre kulaklıklara bakıyordu
Sonra asansöre bindik. Biraz aşağı inince bir kadın bindi biz indik. Sonra ben yine klavyelere, Emre de kulaklıklara bakmaya başladık. Bunlar da yukarıdakilerinin aynısıymış diye söylenirken aynı reyona tekrar geldiğimizi fark ettik. Deja vu denilen şey bu olsa gerek. Hepsi asansöre binen o kadının suçu bence.

Kulaklı yeşil hayvanımsı şey bir yerden tanıdık geldi ama..

Kuru fasulye burada daha ucuzmuş
Sonra yürüye yürüye okula döndük. Kampüse varınca çimlerin üzerinde oturan bir grup öğrenci gördük. "Katılalım mı size?" dedim, "olur" dediler. Dört kız bir erkekten oluşan bu grupla konuştukça toplanma nedenlerini anlamış bulundum. Meğer oğlan kızlardan birini seviyormuş, diğer üç kız da aralarını yapmaya çalışıyormuş. İlk başta anlamadık tabi kız Emre'ye gözlerin kocaman dedikçe kızı seven oğlanın niye içlendiğini. Olayı sonradan öğrendik tabi. Öğrenince de olaya el atmazsam olmaz diye girdim aralarına, bir güzel nasihat çektim. Siz daha küçüksünüz modaya uyup yanlış kararlar vermeyin diye. Artık benimki nasıl bir nasihatse diğer üç kız kendi aralarında "bu abla çok eğlenceliymiş, hep çağıralım toplanınca" demişler. Ben anlamadım da Emre anlamış. Umarım dediklerim şakaya karışıp gitmemiştir. Öyle bir durum var ki Kore'de, çift olmayanı dövüyorlarmış hissine kapılabilirsiniz. Tabi bu lisede ders çalışmaktan dünya gözüne hasret gençlerin üniversiteye başlar başlamaz bu akıma uyma telaşıyla başlıyor. Hal böyle olunca arkadaşlık kavramı daha geri planda kalıyor. Çiftlerin ayrıldıktan sonra etraflarında pek arkadaşları olmadığından daha da yalnızlaştıklarını duymuştum. Burada tanıştığım öğrencilerin durumu da pek farklı değildi. Üzücü yani. Bu arada üzücü müzücü derken onlara haliniz harap demedim tabi. Baya muhabbet ettik, güldük eğlendik. Hatta bir ara üç kız hızlarını alamayıp Emre'yle benim aramı da yapmaya kalktılar da zor zapt ettik. Bıcır şeyler ya. Yeni nesil çok fena. hehe. Ben de iyice yaşlılık psikolojisine girdim yalnız. Yakında Güzin Abla nikiyle gazetelerde yazmaya başlarsam şaşırmayın.

Gecenin bir körü fotoğraf çekinince böyle oluyormuş meğersem

2 yorum:

  1. o pembiş pembiş mutfak eşyalarına bayıldım ya, orada olsam hepsini alasım gelir.
    Bulaşık makinelerini dizilerde de görüyorum, niye o kadar küçükler, bizimkileri görseler sanayi tipi sanarlar herhalde :) Onlar tencereyi filan makineye atmıyorlar mı, sırf kaseler için mi makine alıyorlar aceba :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim gözlemlediğime göre gençler ya da yalnız yaşayan çalışanlar hep dışarıda yediği için eve bulaşık kalmıyor olabilir. Normal büyüklükteki ailelerin onları kullandığını zannetmiyorum. =)

      Sil