3 Mart 2012 Cumartesi

Merve Gelmiş

Sizinde bildiğiniz gibi buradaki bir avuç Türkle, ara sıra toplanıp Türk günü yaptığımız oluyordu ki bugün bunlara bir yenisi daha eklendi. Bir kaç gün önce Emre bana bugün için başka bir şehirden Türk arkadaşlarının gelip çiğ köfte yapacaklarını söyledi. Hem de hazır çiğ köfte değil halis muhlis ev yapımı çiğ köfte. Böyle bir etkinlik olur da katılmamazlık eder miyim hiç? Mutfaktan malzemelerimi aldığım gibi CJ yurdunun yolunu tuttum. Hatta yalnız gitmeyip üçüncü olduğumuz festivalden beri Türk yemekleri hayranı olan Alisa'yı da götürdüm. CJ'de kız ve erkek katları ayrı olduğu için de yemekleri ayrı ayrı yapmak zorunda kaldık tabi. Bize düşen görev çorba ve tatlıydı. Erkekler de bu zaman zarfında çiğ köfte hazırlayacaklardı. Tatlı, daha önce Fulya'dan duyduğum üzere buradaki pek çok markette satılan pirinç kağıtları kullanarak yaptığımız güllaç; çorba da yine burada bulabileceğimiz malzemelerle yapılan mercimek çorbasıydı. Çeyiz düzen gelin adayı gibi hiç bir eşyasını eksik etmeyen Emre'nin mutfak robotunun olması işimizi kolaylaştırdı tabi. Gel gelelim biz bu iki pratik yemeği kolayca yapıp ortak alana getirirken erkekler bir türlü aşağı inmek bilmiyordu. Çiğ köfteyi yapmanın uzun süreceğini biliyorduk ama bu kadar uzun olacağını tahmin etmemiştik. Hatta bir ara nerede kaldınız diye mutfaklarını kontrol edeyim dedim, daha çok beklememiz gerektiğini anlayıp aşağı inmek zorunda kaldım. Sonra baktık yemekler soğuyor, erkekler gelmeden yemeye başladık:



Biz yemeği yiyeduralım, kısa bir süre önce Kore'ye değişim öğrencisi olarak gelen arkadaşım Merve, bizim okulun oraya geldiğini haber verince Alisa'yla birlikte onu karşılamaya gittik. Hem uzun zamandır bozuk olan netbook'um yerine annemlerin gönderdiği yeni netbook'u hem de yine annemlerin hazırladığı yiyecek paketini getirmiş. Burda bulmanın mümkün olmadığı, postayla da gelmeyecek yiyecekleri tekrar görünce sevinmedim değil. Sadece aynı paketin içindeki deodorantlarımı havaalanında almışlar. O biraz hayal kırıklığı oldu ama pek de önemli olmadığından sonunda bilgisayarsız kalmayacak olmanın keyfini çıkardım.

Kore Üniversitesi giriş kapısından ana binanın görünüşü

Geri döndüğümüzde çiğ köfteler hazırdı

Geç kalmanın nedenini de öğrenmiş bulunduk
Peynirli çörek de yapmışlar
Annemin yaptıklarına benzemiş

Hepsi nefis görünüyor.
Tabi o sırada Emre'den "iyi çek de bloğunda ben yaptım diye
yazarsın" diye paylanmadım değil

Çiğ köfte de çörek de çok lezzetliydi ama hemen havaya
girmesinler diye çöreklerin yamukluğundan, çiğ köftenin de acılığından dem vururken

Bu da pirinç kağıtlarla yapılmış güllaç

Daha sonra Merve'yle Dongdaemun'a gittik

Şirin elbiseler




Sonra Insadong'a yürümeye çalıştık ama çok uzak olduğunu unutmuşum
Emre'yle yürürken gevezelik etmekten ne kadar sürdüğünü fark etmemişim
Bir yer odaklı yürününce daha uzun geliyormuş meğersem

Sonra Anam'a geri dönüp Merve'nin çok merak ettiği
Norebang'a gittik ama yazıları takip etmeyi beceremeyince
Şarkının orijinalini telefondan dinleyip mikrofondan söyledik
Türk usulü
hehe






Daha sonra da beyzbol oynadık

Daha önce bir kaç defa norebanga gitmiştim ki genelde bu gidişler Endonezyalı arkadaşlarımla birlikte olmasına rağmen hep dinleyen taraf olduğum için pek keyif almıyordum. Belki de o yüzden Kore'de çok popüler olan norebang yani şarkı odası anlamına gelen karaoke kültürünü hiç sevmediğimi söylemişimdir. Bugün ise ilk defa bir Türkle, daha da önemlisi norebang deneyimi olmayan bir Türkle gidince İngilizceyi sökmeden önce söylemeye çalıştığımız İngilizce şarkılardan daha beter bir sallamasyonla, Kpop'un altından girip üstünden çıktık. Süremizin dolmasına yakın da bir kaç defa, küçükken en sevdiğim şarkılardan olan "Barbie Girl"ü söyledik. Umarım şarkı odalarının ses yalıtımına olan güvenimiz boşa çıkmamıştır da biz de türlü artistik şarkılar söyleyen yan odalardaki Korelilere rezil olmamışızdır. Olmuş da olabiliriz ama olsun. Hehe. Merve'nin Kore'ye gelmiş gerisi önemli değil.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder