17 Nisan 2012 Salı

Fotokopi

Arada bahsederim ya yemek siparişi verirken Korelilere derdimi anlatamamanın ve onların da ısrarla beni anlamaması sonucu ortaya çıkan kaosun bünyemde bıraktığı negatif enerjiden.. Hah işte bugün fotokopicide yaşadığım kaosu, onların toplamının ikiyle çarpılmış hali olarak düşünebilirsiniz. Tamam Koreliler çok çalışkan insanlar, hatta bazı konularda azimleriyle beni hayrete düşürebiliyorlar ama hani vardır ya "pratik zeka" denilen kavram. Bazen çevremde onu göremiyorum ve leb demeden leblebiyi anlayan insanların olduğu bir ortamın özlemini duyuyorum. 

Sabah güne ne güzel başlamıştım halbuki
Annemlere posta gönderirken
Sağdaki küçük paket de Polonyalı bir arkadaşıma gidecek

Bugün derste hoca sınavda kitabın hangi bölümlerini soracağını söyledi
Ben de kitabı almamıştım
Kitabı olan bir arkadaşımdan kitabını ödünç alıp sadece hocanın
söylediği kısımları fotokopi çektirmek için
fotokopiciye geldim

Orada çalışan kıza
"Bir sayfaya kitabın iki sayfasını sığdırarak çeker misiniz?"
dedim
Tamam dedi
Bekliyoruz bakalım
Sonra kız fotokopiyi çekip ücreti istedi ama dediği ücret normalde kitabın tamamından daha fazlaydı. Daha önce kitap fotokopisi çektirmediğim için herhalde burası çok pahalıya çekiyor, bir daha ki sefere uygun bir yerde çektiririm diyerek fazla sorgulamadan ücreti ödedim. Sonra kız çıkan fotokopiyi bana uzattı:


Evet yukarıda görmüş olduğunuz devasa şey battaniye değil ders kitabının fotokopisi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Böyle kullansam çantaya sığmaz, katlasam sayfalar birbirine karışır. Hayır yani iki sayfayı bir sayfa içine sığdırarak çekme olayını bulan kişi de ben değilim. Altı üstü A4 kağıda yanlamasına getirip sayfanın yarısına orijinal kitabın bir sayfasını, diğer yarısına da kitabın bir sonraki sayfasını denk getirecek. Hatta bunun için özel bir emek sarf etmesine bile gerek yok. Fotokopi makinesinde böyle bir seçenek var zaten. Kızın kafasında nasıl bir şekil oluşmuşsa artık, kocaman kağıt tomarını elime tutuşturuverdi. Böyle bir şeyle karşılaşacağım da aklımın ucundan bile geçmemişti. Halbuki sorsa tekrar, kağıdın üzerine çizer gösterirdim. Ya da göstermezdim bile, normal bildiğin gibi çek derdim. O da öyle emin bir şekilde "tamam" dedi ki, ben anlamadığını hiç düşünmemiştim.

Sonra koştura koştura derse geri döndüm (evet arkadaşımdan kitabı ders sırasında ödünç almıştım, çaktırmadan çıkıp fotokopiciye gelmiştim, dersi ekersen cezası buymuş demek ki). Geri döndüm dönmesine de elimdeki o koca şeye sinirlenmekten dersi dinleyemedim bile. Sonra kendimi rahatlatmak için "eve gidince ortadan ikiye keserim, sorun olmaz" diye düşünmüştüm ki, o da ne? İkiye kesince sayfaların çifter çifter gideceği gerçeği kafamda oluşuverdi. Ders biter bitmez ben de fotokopicinin kapısında bittim. Kıza gidip ben böyle çalışamam, düzelt bunu dedim. O sırada dükkanın sahibi amca devreye girdi. Baya bir özür diledikten sonra bir tane makineyle tomarı kesip serdiği gazetenin üzerine aşağıdaki gibi yerleştirdi:


Ben, amca onları düzgün sıraya sokarken yarım saatten fazla bekleyeceğimi, onlar kağıtları iç içe sokmak için çırpınırken, gözlerim intikam ateşiyle parıldayacak diye beklerken, amca çok ilginç bir şey yaptı. Alta serdiği gazetenin de yardımıyla, şu anda tarif edemeyeceğim bir yöntemle kağıtları birbirinin içine şıp diye sokuverdi. Ben sadece şaşkınlıkla açılmış gözlerle bakmakla yetindim. Hatta bu el çabukluğundan o kadar etkilenmişim ki, kızın anlayışsızlığını, normalden kat kat fazla ödediğim parayı, üstüne bir de oraya gidip gelmekle kaybettiğim vakti unutuverdim. Bir de amca çok şekerdi. Kıyamadım. Pratik zekayla ilgili söylediğim sözü de geri alıyorum.

Fotokopiciden çıkınca yemek yemeye gitmek üzere yola çıkmıştım ki Kazak arkadaşımla karşılaştım. O da öğle yemeği için diğer arkadaşlarını bekliyormuş, bize katıl dedi, olur dedim:

Anam caddelerinde yemek yenilecek mekana doğru yürürken

Ara sokaklardan geçiyoruz
Kaçırılıyor da olabiliriz
Bilemedim şimdi

Geldik sonunda

Aperatifler
Tabakta bırakmadığımız sürece istediğimiz kadar alabilirmişiz
Sosisliyi yiyemiyorum zaten
Yumurta rulolarında da salam varmış
Onu da yiyemedim
Diğerleri aynı şeyler zaten

Kimçi çige

Sundubu çige

Öğle yemeğimiz
Ortaya hepsini koyup beraber yedik kardeş kardeş
Et yemiyorum deyince bana uygun yemeklerin alınması
kendimi iyi hissettiriyor

Akşam yurda dönerken yetimhanenin bahçesindeki fenerleri görmem
Kağıt fenerleri hep sevmişimdir zaten
Umarım yağmur yağmaz
Bilmiyorum belki de etkilenmiyordur
Bugün de böyle geçti. Bir daha ki sefere bir şeyler anlatırken daha dikkatli olmaya çalışacağım. Yemek konusunda garsonlarla çok sorun yaşamıştım ama birbirimizi anlamamama sorununun yemek dışında başka alanlara taşabileceğini düşünmemiştim. Neyse, bu vesileyle ilginç bir kağıt düzenleme yöntemi görmüş oldum. O da bir şey.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder