21 Mayıs 2012 Pazartesi

Mayfest 1. Gün

Bugün uzun zamandır beklediğim bahar şenliklerinin ilk günüydü. Normalde bu tip şenliklerin genellikle ismi olur. Yonsei'ninkinin adının Akaraka olduğunu söylemiştim. Bizimkinin adı da İpselenti'ymiş ama daha sonradan Ipselenti'nin sadece son günkü büyük konserler dizisi olduğunu öğrenince bir hafta süren şenliğe Mayfest adını vermeyi uygun buldum çünkü Bilkent bahar şenliklerinin adı bu. Ben de bugünlerde Bilkent çimlerinde devam eden Mayfest'e katılamadığım için Kore Üniversitesi'nin şenliklerini böyle adlandırmayı uygun buldum. Umarım Bilkent ahalisi bu durumdan gocunmaz. hehe

Dersin olduğu binaya giderken şenlik alanının yavaş yavaş
kurulmaya başladığını görmem

Dersin hocası son gün bize pizza ısmarladı
Normalde diğer hocalar yemeğe götürüyorlar bazen
Sınıf ortamı kalabalık bir grubun muhabbet etmesi için daha uygun gelmiş
Pizzaların hepsinde salam vardı
Yiyemedim
Sonra kendimizden ve gelecekteki planlarımızdan felan bahsettik


Sahne kurulmaya başlamış


Öğrenci klübünün odasına gitmiştim ki yan odada tanıdık birini gördüm
Kendisiyle bıraktığım çizim dersinde tanışmıştım
Çok güzel resimler çiziyor kendisi

Burası da bizim klüp odamız
Art Critique Club
Sonbelerimin bana yemek sözü vardı
Klüplerde hube isterse sonbe yemek ısmarlamak zorundaymış
Ben de bu haktan yararlandım doğal olarak

Dışarı kalabalıklaşmış
Bir tane kozmetik markasının nem odasıymış sanırsam
Tanıtım gibi bir şeyler

Kıyafet satmacalar

Döner ve dondurma şenliklerin olmazsa olmazı


Art critique club'daki sonbelerimden iki tanesi
Arkamdaki siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okuyor
Yanımdaki de felsefe okuyor
İkisi de inanılmaz zeki öğrenciler
Ne zaman bir araya gelsek  felsefi konuları tartışıyoruz
Bu arada Korelileri, özellikle de kendi okulumdaki Korelileri tanıdıkça, Kore'deki ilk zamanlarımda ve Kore'ye gelmeden önce onlara bazı konularda haksızlık ettiğimi düşünmeye başlıyorum. Mesela ben buraya gelmeden önce çok fazla Koreli tanımıyordum ama tanıdıklarımın arasından birkaç kişi dışındakilerle aramızda iletişim kopuklukları oluyordu. Ben mi böyle düşünüyorum yoksa genel bir şey mi diye düşünürken Erasmus'la Avrupa'ya gidip gelmiş arkadaşlarım Kore'ye gideceğimi duyunca, Allah kolaylık versin gibi şeyler söylüyorlardı. Sebebini sorunca da "Koreliler çok iyi insanlar ama biraz saftirik oluyorlar" diyorlardı. Sonra da Avrupa'ya gelmiş Korelilerin komik hallerini anlatıyorlardı. Ben de buraya ilk geldiğim zamanlar hakikatten öyle düşünmeye başlamıştım. En basit şeyleri bile anlamıyorlar, ömür tüketeceğim ben burada diye düşünüyordum. Sonradan tabi bunun büyük bir çoğunlukla dilden kaynaklanan bir durum olduğunu görüp rahatlamıştım. Bunun en büyük etkenlerinden biri de ben bu durumdan bahsederken olaya müdahale eden bir arkadaşımdı. Bana hatırlattığı şeyse, bu öğrencilerin Kore Üniversitesi gibi ülkenin en iyi üniversitelerinden birinde okumalarıydı. Sonra ben de düşündüm, hakikatten de Seul Üniversitesi, Kore Üniversitesi ya da Yonsei'de okumak, Boğaziçi, ODTÜ ya da Bilkent'te burslu okumaktan çok da farklı değil. Sonuçta hepsinin öğrencileri de çok zorlu üniversite sınavlarından geçiyorlar ki Kore'deki sınav sisteminin Türkiye'dekinden daha çok yarışa dayalı olduğundan emin olabilirsiniz. Hal böyle olunca da buradaki her bir öğrenci aslında bu yarıştan alnının akıya çıkmış kişiler oluyorlar. Yalnız buradaki üniversite sınavımı baz almamdaki kasıt yanlış anlaşılmasın. Bu sınavın zeka değil, bilgi ölçen bir oluşum olduğunu düşünsem de demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım.

Bu dönem İngilizcesi çok iyi olan daha çok öğrenciyle tanıştıkça kendimin ve buraya gelmeden önce gözümü korkutmaya çalışan arkadaşlarımın haksız olduğumuzu gördüm. Bilmiyorum belki de diğer yerlerde hala bu geçerlidir ama en azından burada, Kore Üniversitesi sınırları dahilinde, artık sorunun kaynağını en başta dilde görüyorum. Buna Korece bilen yabancıların yaşadığı sorunlar da dahil. Eğer iki taraf da ortak bir dili çok iyi konuşup hala birbirini anlayamıyorsa o zaman diğer etkenler düşünülmeye başlanır. Ben de olayı bu açıdan, yani buradaki her bir öğrencinin çok zorlu bir sınavı başarıyla geçmiş insanlar olduğu açısından, görmeye başladıktan sonra daha insanlarla ilişkilerimde daha çok rahatladığımı fark ettim. Bir insan dünyayı nasıl öyle görürse ona öyle gelirmiş ya, çok doğru bence.

Bu klüpteki öğrencileri zeki olarak nitelendirmemin nedeni ise biraz daha farklı. Bir kısmıyla İngilizce bilmedikleri için hala anlaşamıyoruz ama her cuma toplantılara düzenli olarak katıldığım için hem ben onları hem de onlar beni çok yakında tanımış olduk. Toplantılarda o hafta seçtikleri romanı okuyup geliyorlar ve klüp masasının etrafında tartışıyorlar. O haftanın kitabını seçen kimse tartışmanın başkanlığını o yapıyor. Burada her şey Korece ilerlediği için ben tartışmaya katılamıyorum ama o sırada önemli kısımları bana tercüme eden biri oluyor. En sonunda da benim fikrimi soruyorlar ve ben de anladığım kadarının üzerine kısa bir konuşma yapıyorum. Bu sayede onların dünyayı nasıl algıladıklarını ve aslında ne kadar sorgulayıcı insanlar olduklarını anlıyorum. Hani bizde vardır ya, çok düşünme kafayı oynatırsın, ya da çok sorgulama yanlış yola saparsın anlayışı. Ne yaparsan yap, aklın düşünmemiz için yaratıldığı gerçeğini reddederler. Bense hep orijinal fikirleri olan, sürekli sorgulayan, yeni değerler üreten insanlarla vakit geçirmeyi sevdiğimden bu klüptekilerle ve klüp dışında tanıştığım Koreli arkadaşlarımla da çok farklı ve ilginç konuları konuşabiliyoruz. Kimse kimseyi yargılamadan, küçümsemeden düşündüklerini söyleyince çok güzel muhabbet ortamı oluşabiliyor.

Mesela felsefe bölümünde okuyan arkadaşım geçenlerde sunum yapmış sınıfta. Felsefi bir konuyu tartışmışlar, bütün sınıfa karşı tek başına tartışmayı kazanmış. Akşam da bizim toplantılardan sonra yemek yemeye gidiyoruz ya, orada konuşurken bana sordu, biz sınıfta bir konu tartıştık senin de fikrini merak ediyorum diye. "Konu ne?" dedim. Zaman-tanrı algısı üzerinden gidip "Eğer tanrı her şeyi yarattığından için yarattıklarını da düzene de koyduysa, dolayısıyla geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği de biliyordur. Kendi geleceğini de bildiğinden ve her şeyi de ona göre düzenlediğinden bir noktadan sonra tanrıya ihtiyaç yoktur. Tanrıya ihtiyaç duyulmuyorsa (çünkü yaratma aşamasında ihtiyaç duyacağımız şeyleri de bildiği için onların karşılığını da düzenlemiştir) o tanrının olmasının da anlamı yoktur. Öyleyse tanrı da yoktur." dedi. "Sen ne düşünüyorsun bu konuda?" deyince ben de "Eğer tartışmaya en baştan her anlamda mükemmel bir Yaratıcı'nın varlığını kabul ederek başladıysanız, Tanrı'yı zaman algısı içinde konumlandırdığınız yeri yanlış belirttiğiniz için dayanak noktanız da eksik olmuş" deyip "Eğer zamanı boyutlardan biri olarak kabul edersek ve her boyutun da farklı bir zaman algısı olduğunu var sayarsak, zamanın bir tek bizim zaman algımızdan ibaret olmadığı sonucuna varırız ki siz Tanrı'yı bu zaman algısı içerisine sıkıştırmaya çalışmışsınız. Diğer taraftan eğer her şeyi yaratan bir Tanrı'nın varlığını da kabul ettiyseniz baştan, zamanı da O'nun yarattığını kabul etmeniz gerekir ki ortaya Tanrı'nın zaman ve mekandan bağımsız olduğu sonucu ortaya çıkar" dedim. Daha basit bir ifadeyle, Tanrı için geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek gibi bir bağlam olmadığı için "Tanrı geleceğini bildiği için kendisinin zaman düzlemi içerisinde yok olmasını sağlar" düşüncesine katılmadığımı belirttim. Baya bir tartıştık bunun üzerine. Bilmiyorum belki de orada bir tane fizikçi ya da matematikçi olsaydı benim de eksik olduğum tarafları belirtecekti ama felsefi olarak gidince benim argümanlarım daha ağır bastı.

Normalde Türkiye'de böyle şeyleri neredeyse hiç tartışmazdım ben. Bu tip konular açıldığında karşımdaki ya baştan kabullenmişlikle bir şeyleri sorgulamamızın yanlış olduğunu söyleyip konuyu kapatır ya da tam tersi baştan reddetmişlikle saldırı yarışına girişirdi. Ben de böyle durumlarda konuşmanın anlamsız olduğunu düşünüp başka bir konuda konuşmayı tercih ederdim. Burada ise Koreli arkadaşlarımla böyle konuları konuşmak gerçekten hoşuma gidiyor. Gerçi konuyu ben değil genellikle hep onlar açıyorlar ama karşılıklı düşüncelerimizi birbirimize dikte etmeye çalışmayıp münazaranın keyfini çıkarınca güzel oluyor.

Siyaset bilimi okuyanla tartıştığımız konular genellikle politik konular oluyor. Daha doğrusu tartışmaktan çok ben sorular soruyorum Korelilerin politikaya bakış açısını anlamak için. Onun İngilizcesi benimkinden çok çok daha iyi olmasına rağmen diğerleri kadar akıcı değil. Beraber "Identity Politics" diye bir ders alıyoruz, derste neredeyse hiç konuşmuyor. Hatta aynı nedenden dolayı hocadan izin alıp sunum da yapmadı. (ondan başka İngilizce konuşma yeteneğine güvenmediği için sunum yapmayan baya bir Koreli öğrenci vardı. Yazı yazma yetenekleri çok daha iyi olduğu için makale yazdılar onun yerine. Ben iki kere sunum yaptım mesela yazıyla uğraşmamak için.) O yüzden ilk başlarda ben diğerleriyle konuşurken o sadece dinliyordu.Sonradan açılmaya başladı, tam açıldı. Bazen bilmediğim bir ton kelime kullanıyor, biraz daha sade konuş, ben senin gibi İngilizce'yi kitaptan çalışarak öğrenmedim diyorum. Onunla da arada felsefe tartışsak da politik ve tarihi konularda çok bilgili olduğu için ben tartışma yerine o bilgilerden faydalanmayı tercih ediyorum.

Bu ikisinin dışında bir tane işletme okuyan var. Genellikle toplantılarda bana tercüme etme kısmını o üstleniyor. Daha önce Türkiye'ye de gitmiş ama annesiyle tura katıldığı için pek keyfini çıkaramamış. Onunla genellikle Türkiye ve Kore ilişkileri hakkında konuşsak da konuyu yine Tanrı'nın yokluğu konusuna getirmeyi bir şekilde başarıyor. Onunla tartışmalarımızın felsefeciden tek farkı, kendisinin felsefe yerine bilimsel veriler üzerinden gitmesi. Mesela, uğur böceğinin bilmem ne türünde şöyle bir davranış gözlenmiş ve tamamen faydasız bir davranış olduğu sonucuna varılmış (benim doğada her şey mükemmeldir savıma yanıt olarak veriyor bu örneği) diyor. Faydasız olduğu için de evrim sürecinde kendiliğinden yok olacaktır diyor. Ben de diyorum ki ben evrime karşı değilim ki, varsa eğer onu da bir düzen içinde Tanrı yaratmıştır. Yoksa eğer zaten yoktur. O böceğin davranışı da bugünkü verilerle anlaşılamaz belki ama belki ileride çözülecek. Daha düne kadar bilim insanı, hayvanların kendi dillerinin olduğunu bilmiyordu mesela. Dün karıncaların, kuşların kendi diliyle konuştuğu söylendiğinde komik bulan insanlar bugün olabilir diyebiliyorlar. Hal böyle olunca bu arkadaşla Türkiye ve Kore hakkında konuşmak daha keyifli oluyor.

Bir tane daha var. O da hayatta tanıdığım en melankolik insan diyebilirim. Ekonomi okuyor ama bölümünü sevmediği için yıllardır bitirememiş. Hani bizde vardır ya, üniversite sınavında çok yüksek bir puan alınca aile büyükleri hemen "aman puanın boşa gitmesin" der. Kişi de sevdiği bölüm yerine popüler bir bölüm yazar. Onda da aynısı olmuş. Edebiyat okumak istiyormuş iktisada girmiş. Bu süre zarfında bir kıza aşık olup reddedilince de iyice platonikliğe vurmuş olayı. "Hayatın anlamı ne? Biz gerçeklikte mi yaşıyoruz?" gibi sorular bol bol duyulabiliyor kendisinden. Çok ilginç biri. Yaşama enerjisi aşısı bulunsa ilk ona uygulardım kesin.

Bir de grupta kızlar var ama onlar İngilizce bilmediği için hiç karşılıklı konuşma imkanı bulamadım onlarla. Sadece bir tanesiyle diğerlerinin tercümanlığı vasıtasıyla "oppa" meselesini konuşmuştuk. Ben buraya ilk geldiğimde benden büyüklere isimleriyle hitap etmenin doğru olmadığı söylenmişti. Benim de çok az da olsa oppa ya da unni diye hitap ettiğim kişiler oluyordu ki çok kısa bir zaman sonra bu kelimelerin algılanış biçimlerini öğrenmemle söylemeyi bırakmam bir oldu. Mesela bir kızın, kendinden büyük bir kıza "unni" yani abla demesi gayet bizim algıladığımız şekilde algılanıyor. Bir erkeğin kendinden büyük bir erkeğe "hyung" yani abi demesi de aynı şekilde bizdeki gibi işliyor. Gel gör ki iş kızın kendinden büyük erkeğe hitap şekli olan "oppa" ve erkeğin kendinden büyük bir kıza "nuna" demesine gelince işler tamamen değişiyor. Hem nuna hem de oppa kelimeleri tamamen "erkek güçlüdür" "kadın zayıftır" anlayışı üzerine kurulu bir anlam çıkarıyor. Yani benim gözlemlediğim durum buydu. O kız da benzer şeyler söyledi. O yüzden pek çok kız "oppa" kelimesini kullanmıyormuş. Onun yerine "hyung" diyorlarmış. Kendisi de hyung diye hitap edenlerdenmiş. Kızın zaten kısacık saçları var ve Kore'de benden sonra en bakımsız ikinci kız olduğu için ayrı bir hayranlığım vardı kendisine (çünkü burada bakımlı ve güzel olmak çok önemli), bir de asi tarafını keşfedince daha bir mutlu oldum. Hehe. Onun gibi  düşünen başka biriyle karşılaşmamıştım ama varmış baya. Benim kafamda oluşturduğum Koreli kız kalıpları çatlamaya başlamıştı ama bu sefer iyice yıkıldı.

Öyle yani. Bu vesileyle de klüp ortamına kısaca değinmiş oldum. Bu klübün üyeleriyle vakit geçirmeyi gerçekten çok seviyorum. Hem karşılıklı anlaşabiliyoruz hem de birbirlerine değer verdiklerini hissettiriyorlar. Bugün de bana yemek ısmarladılar büyüklerim olaraktan. Burayı da seviyorum. Etli yiyecek az olduğu için de bol bol her şeyden alabiliyorum. Sınırsız kişi başı açık büfe 11.000 won. Yolunuz Kore Üniversitesi kampüsüne düşerse uğramanızı tavsiye ederim.




Bu meyve genellikle donmuş oluyor
Tropikal bölgelerden geldiğini tahmin ediyorum

Çiğ balık
Aylar önce ilk denemem felaketle sonuçlanmıştı
Şimdi severek yiyorum
Soslarına batırınca daha güzel oluyor

Türk kızı Koreli erkeklerden daha çok yer


Yemekten sonra dağılınca ben de etrafı tura çıktım


Madagaskalılarla fotoğraf çekinmeceler



LG karavanı

Bu kız geçen gece kampüs çimlerinde tanıştığım gruptan biriymiş
Tanıyamadım bir an
O beni tanımış ama






Bu ne ki diye inceliyordum ki yanıma değişik bir Koreli yaklaştı
Değişik diyorum çünkü hippi gibi giyinmiş bir Koreliyle hiç tanışmamıştım
Amnesty International yani Uluslararası Af Örgütü üyesiymiş
Tanıtım standı açmışlar

Bu da kendisi
Beni bağış yapmaya ikna etmek için baya uğraştı
Uluslararası topluluklara manevi destek tam benden ama maddi olarak
kusura bakmasınlar dedim.
Topluluk büyüdükçe kimin eli kimin cebinde belli olmuyor çünkü
Ayaküstü muhabbet ettik kendisiyle
Geçen sene Bilkent'ten Suwon'a giden bir öğrenciyle tanışmış
İsmini duymuştum ama hiç tanışmamıştım
Dünya çok küçük





Akşam yemeği için suşiyi beklerken
Kore'de suyu böyle içiyorlar bazı yerlerde
Soğuk suya yeşil çay poşeti atıyorlar
İlk başta alışamamıştım ama şimdi normal geliyor

Bu da suşiyi ısmarlayan arkadaş
Geçenlerde Alisa'nın evinde yemek yaptığımda gelenlerden biri
Bu sefer sıra bende dedi
Olur dedim
Elektrik elektronik bölmünde okuyor
Yemek sırasında elektromanyetik dalgalarla ilgili bir şeyler anlatıyordu
İngilizcesi yetmeyince çok üzüldü anlatamadığı için
Ben de önemli değil, hepiniz zekiymişsiniz zaten dedim
hehe



Akşam, sunum grubumla toplantımız vardı

Bitti bile
Fotoğraf vakti




Toplantıdan sonra şenlik alanını gezmece

Işıklar yanmaya başlamış


Sahne kalabalıklaşıyor

Türk dondurmacısı

Müşterilere klasik gösteriyi yaparken


Koreli öğrenciler şiş kebap da satıyorlarmış açtıkları standlarda
Bizimkiler de almış hemen


Dondurmam bitmek üzere
Zaten ilkini düşürdüm
Dondurmacı bir daha verdi
Türküm diye kıyak geçmiş


Öğrenci grupları şarkılar söylerken
Aralarında çok iyiler de vardı



Bunun resmini hemen arkadaşım Fatima'ya gönderdim




Japonlar da buradaymış







Kalabalık artarken
Herkes şarkılara eşlik ediyordu
Ben de kenardan onları izledim
Aklıma geçen sene Mayfest'te Ayna'nın şarkılarına eşlik ederken
bizi izlemekle yetinen Filistinli oda arkadaşım geldi
Festival sonrasında hatrladığı tek kelime "Akdeniiiiiz"di
Bakalım ben ne hatırlayacağım

Öğrenci grupları dışında bunlar da varmış burada
Ben de diyorum niye bu kadar kalabalık oldu diye

Yurdun yukarısındaki tapınağa benzer yer
Kafa dinlemek için buraya geliyorum bazen
Çimlere oturup yıldızları seyretmek çok keyif verici
Tepede olduğu için gürültüsüz de
Budistler bu işleri biliyor bence

19 yorum:

  1. süper vakit geçirmişin saadet ablacım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, arkadaşlarla güzel vakit geçirmek mutluluk verici olabiliyor =)

      Sil
  2. Yazilarinizi okumak çok keyifli, her yeni yaziyi görünce heycanlaniyorum ^^
    Türk kizi koreli erkeklerden daha çok yer buna çok güldüm :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. =)

      Korelilerin genel itibariyle az yedikleri doğru ama işin içine benim oburluğum da girince ortaya devasa farklar çıkabiliyor. Bu seferki normaldi ama =)

      Sil
  3. Yazı boyutunu ve kalınlığını böyle yapınca çok iyi olmuş canım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının boyut ve şeklinde değişiklik yapmıyorum ama bazen farklı görünebiliyor. Nasıl göründü bilmiyorum ama şu ankinden iyi olduğuna göre değiştirmenin vakti gelmiş demek ki =)

      Sil
  4. felsefe okuduğum için konu direk ilgimi çekti.bilemiyorum ama biz türkiyedeki bir üniversitede bir felsefe dersinde de bunun gibi ve nicesinin tartışmasını yapabiliyoruz,yalnız tek frk türkiyede felsefe halka inemiyor.bu çok üzücü birşey.neyse en azından tartışabileceğimiz sınıf arkadaşları ve hocaları var en azından.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Felsefe okuduğunuz için çok şanslısınız. Ülkemizde ne yazık ki mezunları, çalışma imkanları kısıtlı olduğu için genellikle öğretmenliğe yöneliyorlar ama alanınız o kadar geniş ki, keşke kıymeti daha çok bilinse. Bu arkadaşım da gazetecilik düşünüyor. Başarılı olacağına da eminim. Siz de böyle bir alana yönelebilirsiniz. Hem halkı felsefeyle kaynaştırma misyonunu da gerçekleştirmiş olursunuz. Öğrendiğiniz değerli bilgiler sınıfta kalmasın =)

      Sil
    2. teşekkürler,bilmem ki gazatecilikle mesleğimiz ölmesin:)yine de bir öneri o yüzden sağol.sınıftan aileye aileden akrabaya sonra ordan burdan dönüşen haliyle deli diyorlar bize :D halkınn önyargı duvarları özellikle biz felsefeciler için oldukça fazla ve aşılması zor,yine de inanmak zorundayız haklısın,birgün gerçekten olabilir.:)

      Sil
  5. Siz orada lisans mı yaptınız,yüksek lisans mı ?
    Ve burslu muydunuz,ne bölümü okuyordunuz ?
    YGS-LYS'nin Güney Kore'ye giderken etkisi oldu mu ?
    Anlaşmalı üniversitelerden mi gittiniz,kaçıncı sınıftayken gittiniz?
    Ben 4 sene boyunca orada okumayı düşünüyorum,bilgisayar mühendisliği.
    Burada anlaşmalı bir üniversite kazanıp (burslu olarak) oraya geçiş yapmak istiyorum.
    Yardımcı olabilir misiniz acaba :) ?

    YanıtlaSil
  6. Bılken bogazıcı ve odtu dıye sınırlandırmak da neyın nesı
    ordakıler zekı de kalanlar ne
    bılkentın burslu bolumlerınn kac puanla aldıgını bılıorm 4 bınıcı de burslu gırıyor 13 bınıncı de burs mıktarı degısıor adı burslu kazandım oluyor
    yazılarını severek ve duzenlı takıp eden bırı olarak ve ılk 4 bınde ve ankaralı oldugum halde unıversıte ıcın konya tıpı sectım ılk 4 bındeyken bılkentte bılgsayar muhendıslıgı dahıl bır cok bolume burslu gırebılırdım hatta edebıyat sınavında ılk bındeydım bıle TM bolumlerı havada karada hem de dereceyle
    ama bu sekılde sınırlandırmak cok cok sacma hele kı yazılarını goruslerını begenırken

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabı daha cok dusuk alan salak sulak TM bolumlerı de varken.......

      Sil
    2. Merhaba,

      Ben orada eğer bir öğrenci bir sınavda başarılı olmuşsa, "hiçbir şeye kafası basmayan insanlar" genellemesini yanlışlamasından bahsettim. Hatta devamında da "Yalnız buradaki üniversite sınavını baz almamdaki kasıt yanlış anlaşılmasın. Bu sınavın zeka değil, bilgi ölçen bir oluşum olduğunu düşünsem de demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım" diye de not düşmüşüm. Üniversite sınavından iyi alanlar zekidir, gerisi değildir sonucunu nereden çıkardınız? Bunu böyle anlamanız benim öyle düşündüğümü kanıtlamaz, sadece sizin bu konuya hassas olduğunuzu gösterir. Eğer derseniz ki benim puanım Hacettepe Tıp'a yetiyordu ama bu okulu çok sevdiğim için tercih ettim, size sonuna kadar saygı duyarım. Buradaki sorun sistemin yanlışlığında öğrencilerde değil. Tümevarım-tümdengelimler yaparak savunmadığım bir şeyin savunmuşum gibi gösterilmesi üzücü.

      Bazı durumlarda insanın zekasını ve kişiliğini belirleyen faktör, üç beş kıytırık sınav değil, durumlar karşısında verdiği tepkiler oluyor. Zaten pek çok ülkede bazıları bazı bölümleri küçümsediği için insanlar sevdikleri bölümleri okuyamıyorlar (bkz. yazımda bahsettiğim arkadaşım). Halil İnalcık'lar, İlber Ortaylı'lar sizin küçümsediğiniz sözel bölümlerden çıkıyor. Ya da pek çok tıpçının tercih sırasında yazmaya bile tenezzül etmediği ziraat bölümünden mezun olan biri, bir ton tıpçının bir araya gelse de yapamayacağı bir şey kazandırabiliyor bize. Bu, kişinin kendi okuduğu bölümü ve mesleği sevmesiyle alakalı bir şey. Eğer okuduğu bölümü ve okulu para ve kariyer yerine gerçekten sevdiği için okuyorsa, dıştan gelen müdahalelere alınganlık göstermez. Kaldı ki binlerce öğrencinin bırakın sınava hazırlanmayı, sırf okula gitmek için bile karda kışta kilometrelerce yürümek zorunda olduğu bir ülkede sıralama yarışına girmek çok çocukça.

      Hani bir hikaye var, babası oğluna: "Oğlum ben sana kral olamazsın demedim, adam olamazsın dedim" diyor ya, onun hesap. Bir insan istediği kadar başarılı olsun, kariyer yapsın, iş başkalarını küçümsemeye gelince her şey çok değişiyor. Bir insan, bırakın iyi bir üniversitede okumayı, hiç okul okumamış bile olsa değerlidir. İyi bir evlat yetiştirmiştir ya da pek çok okumuş kişinin yapamayacağı işler başarmıştır. Bunu biz bilemeyiz.

      Beni eleştirebilirsiniz, yanlış olduğum kısımları düzeltebilirsiniz ama lütfen önce ne demek istediğimi anladığınızdan emin olun. Tabi bir de üslup meselesine dikkat ederek. Sonuçta burada, sizin salakça bulduğunuz bölümlerde okuyup bölümünü çok seven insanlar var. Üniversite sınavında çeşitli nedenlerden ötürü çok iyi ya da çok kötü sıralamalar almış olmaları, onların kendi alanlarında bizden daha iyi oldukları gerçeğini değiştirmez. Kimseyi kırmaya hakkımız yok.

      İyi günler

      Sil
  7. Oncelikle cevap icin tesekkur ederim
    Kimseyi kirmak gibi bir niyetim yoktu yanlis anlasilmak istemem
    k bende universite sinavinin baz alinmasini istemeyenlerdenim sonucta sinavdaki ruh haline gore degisen bir durum ve sozel tm bolumunu de kucumsemek degil de siralamayi baz alirsak dedim ki surekli universite adi verince o yuzden hassaslastim degilse beni baglayan bir mesele degil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birbirimizi yanlış anlamışız o zaman. Özür dilerim. Yanlış anlaşılmalar olmasın, kimse kimseyi kırmasın diyelim öyleyse. =)

      Sil
  8. şu anda hala okuyo musun bilkentte yani muhtemelen okuyosundur da umarım son sınıf değilsindir çünkü eğer seneye oraya geçebilirsem seninle tanışmayı çok isterim =] SEDA

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son sınıfım malesef =( ama buralardayım, her zaman beklerim =)

      Sil
    2. seni bulacam oğlum diye bi laf varya :D seni bulcam saadet :)) grşrz SEDA

      Sil
  9. hangi bölümde okuyosun saadet abla

    YanıtlaSil