23 Mayıs 2012 Çarşamba

Mayfest 3. Gün Kimono Deneme

Art critique kulübünün odasına giderken

Gündüzleri buralar pek bir sakin


Okulun ana meydanındaki bina

Ara yollardan geldik

Geçen dönem bizim pek bir cafcaflı yaptığımız ISF
yani International Students Festival
Bu dönemin değişim öğrencileri az olunca festivalleri de küçük olmuş

Meksika standı
Korelilerin deyimiyle: mekşika


Japon arkadaşları yemek yaparken bulmaca


Dilekler asalım

Ben de astım bir tane

Kimono denemeye geldi sıra

Çok uğraştıracağa benziyor






Diğeri karıştırınca Sakurako olaya dahil oldu

Hediye gibi paketlendim
Hadi bakalım



Devasa kurdele de hazır


Sonunda başardık


Yemekte salam varmış
Yiyemedim
Hani Japonlar sadece balık yiyordu?



Oradaki tanıdık Korelilerle fotoğraf çekinmece

KBS stüdyosunda yanımda bana tercümanlık yapan arkadaş

Pikaçu sesli şirin Japon arkadaş


Peynir de deneyelim
Bu fırsat her zaman geçmez burada



Tapioka da varmış
Yine bubble tea

Tako diye cipslerle yutturulrken

Bir şeyler



Gitme vakti

Buraya da standtar kurmuşlar

Gölgelikte oturacak yer buldum kendime


Telefonun internetini bilgisayara bağlamacalar
Hayat ne güzel
Çimlere oturmuş tek başıma takılıyordum ki, yanıma iki tane Koreli geldi. Biri kız biri erkek. Hani hep derim ya, Koreliler dışarıdan soğuk görünürler, yanınıza pek yaklaşmazlar diye. Grup halindelerse şamatasına aa yabancı gördük diye siz konuştuğunuzda ilgilenebilirler ama az sayıda Korelinin siz başlamadan konuşmaya girmesi pek nadir görünür bir olaydır. Hele yanınıza gelip konuşmaları neredeyse imkansızdır, tek bir şartla; o kişi misyoner değilse. Başıma o kadar çok geldi ki, her seferinde hayal kırıklığı yaşadım. Yağmurda kaldığımda yanıma gelip şemsiye tutan kızın tanışıp tekrar görüşme kararı aldıktan sonra ilk işi elinde gittiği kilisenin broşürleriyle gelmesi olmasından tutun da, yolda kaybolduğumu düşünüp yanıma gelenlerin ayrılırken kiliselerine davet etmelerine kadar pek çok yöntemle karşılaştım. Yolda durdurup "bir sunumumuz var, biraz dinler misiniz?" diyenleri ya da sağda solda stantlar kurup broşür dağıtanları saymıyorum bile. Tamam, dinleyeyim diyorsunuz, açıp size İncil okuyorlar.

Hatta bir keresinde biriyle çok fena kavga ettim. Normalde defalarca oturup dinlemişliğim vardır ama bir yerden sonra o kadar bıktırıyorlar ki, gördüğünüzde kaçacak delik arıyorsunuz. Kavga ettiğim diyordum, geçenlerde yine üç kişilik bir kız grubu beni kampüsün pek işlek olmayan bir yerinde durdurdu. "Bir sunumumuz var, vaktiniz var mı?" diye. Tabi dedim. "Ama ayakta olmaz şu ilerideki banka oturalım" dediler. Ona da olur dedim. Banka doğru yürürken, "dinin var mı senin?" diye sordular, "aha yine misyonerlere çattık dedim içimden" dışımdan da "Yeni tanıştığınız birinine böyle bir soru sormak çok kaba ama çok merak ediyorsanız söyleyeyim, Müslümanım" dedim. Hakikaten kaba ama. İnsanlar hakkında özel sorular sormak ancak arkadaşlığın ileri aşamalarında olur ki ben bu insanlarla bırakın arkadaş olmayı, daha yolda yeni görmüşüm. Çok saçma. Neyse işte, "Peki bir kitabı var mı bu dinin?" dedi. Evet dedim, Kuran var. Kızlar hayatlarında böyle bir kelimeyi duymamışlar bile. Artık İslam onların gözünde nasıl bir şeyse. Bir de kalkıp Hristiyanlık anlatmak için sokaklara dökülmüşler. Sonra oturduk banka. İncil açtılar bir tane, "Do you know about mother of God" dedi bir tanesi, yani Tanrının annesini biliyor musun diye. Ben de Tanrı'nın cinsiyetinin olduğunu bilmiyordum dedim. "Olur mu, Tanrı'nın hem baba imajı (image) hem de anne imajı vardır" dedi. Tanrı'nın bizim algılama sınırlarımızın dışında olduğunu, onu ne kadar hayal edersek o kadar eksiklik addetmiş olacağımızı söyledim söylemesine de dinleyen kim? Kız ikide bir de İncil'den önceden çizip getirdiği yerleri okuyor. İyi de ben ona inanmıyorum ki, kendi düşüncelerini söyle diyorum, yok. Ezberlediği yerleri gösteriyor habire bana. Bir de dinlese, o da yok. Konuşmaya programlanmış sanki. Zaten diğerleri İngilizce bilmiyor, konuşanın yanına konu mankeni olarak gelmişler, arada bir onlar da sayfa açıp gösteriyorlar. Baktım dinlemiyor, bir de benim inancımı tamamen yok sayarak (ve küçümseyerek) konuşmaya devam edince başladım bağırmaya ama hayatımda hiç kimseye ulu orta o kadar hakaret ettiğimi hatırlamıyorum. Hiç bir şeyi sorgulamadan inanan beyinsiz insanlar dedim. Bir de gelmişler bana, bütün dinleri inceledik, Hristiyanlığı en uygun gördük diyorlar. E başta "Kuran ne demek" diyen, Müslümanım deyince ilkel Afrika kabilelerinden geliyormuşum gibi bakan kimdi? 

Neyse işte burada otururken yanıma gelen ikili biraz daha aklı başında göründü. Buyurun oturun dedim. bunlar da "original sin" dedikleri Adem ve Havva'nın yediği elmadan dolayı tüm insanlığın günahkar olduğundan bahsettiler. Kimse kimsenin hatasından sorumlu olamaz dedim ama yok, anlatıyorlar. Daha iyi anlayayım diye şema çizdi birisi. Konuştuk ettik. Ben de dedim ki, biz zaten Hristiyanlığa da Museviliğe de inanıyoruz, sadece değiştirildiğini düşünüyoruz. Adem ve Havva da öyle, ikisini de kabul ediyoruz ama bu eklemelere katılmıyorum falan dedim. Baya bir konuştuk bu grupla. En sonunda beni kiliselerine davet ettiler. Orada sana kitaplarımızdan verelim, daha çok bilgi edinirsin dediler. Olur ama bir şartla dedim ben de. Neymiş deyince size kutsal kitapların birinden bir bölüm vereceğim, nereden olduğunu bulursanız söz sizin kilisenize geleceğim dedim, kabul ettiler. Fatiha'nın İngilizcesini gönderdim Kakao'dan. İncilin içinde arıyorlar sürekli ama kelimeler tutsa da cümleler tutmuyor. Cümleler tutsa bu sefer de bütünü uymuyor. Diyorum ki bakın, "kutsal kitaplardan biri, bir kutsal kitap değil" ama yok, şartlanmışlar, İncil tek kutsal kitap. Halbuki Google'da arasalar şıp diye çıkacak. Aradılar baya. Sonra bizim gitmemiz lazım, bulursak sana haber vereceğiz deyip ayrıldılar. Giderken de hala bakıyorlardı nerede olabilir diye. Sonra ne ses çıktı ne seda. Ben de sıkıcı günüme eğlence katmış oldum. Kızıyorum mızıyorum ama şirin insanlar ya.Çok iyi duygularla hareket  ederek insanları bilgisizce davet ediyorlar. Başka dinler hakkında bilgisiz olmalarını geçtim, kazanan yine "ne kadar çok üye o kadar çok para" diye düşünen kiliseler oluyor.

Onlar gittikten sonra bir süre daha çimlerde yaylandıktan sonra yurda doğru yola çıktım, tabi stantlara uğramayı unutmadan:


Kıyafet satıyorlarmış
Çoğu ikinci el
İlginç şeyler var



Stantlar arası süslemeler



Yine konser var akşama anlaşılan

Yemekhanenin bulaşıkçı teyzeleri de şenlik alanına gelmiş


Etude House'a da uğrayalım bir

Akşam yemeğim
Kuru fasulyenin içine fıstık ezmesi koydum
Endonezyalıların yemekleri aklıma geliyor fıstık tadı gelince
Fena değil yani ama başkaları beğenir mi bilmem
Bu akşam şenlik alanına katılmadım. Aslında önceki günler de katılmamıştım, sadece izledim ne olup bitiyor ama pek farklı bir şey yaptıkları yok. Soju içip muhabbet ediyorlar bol bol. İlginç bir gelenek. İpselenti'ye de az kaldı. Bitse de kampüs eski haline dönse bari.


11 yorum:

  1. Ah şu misyonerler yok mu ya müslüman biri size inanır mı hiç biraz bilgi sahibi olsalar zaten müslümanım deyince hıı deyip giderler:)

    YanıtlaSil
  2. Selam Ablacığım
    Ben bu Kore üniversitesinin kayıt formunu doldurdum fakat nasıl üniversiteye göndereceğimi bilmiyorum yardımcı olabilir misin ablacım.a

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Yunus, başvurmaya kesin karar verdin demek. Üniversitenin sayfasını en altında posta adresi var. Hatta buraya da yazıyım:

      Anam-dong, Seongbuk-gu,Seoul, 136-701, Korea University, Korea

      İçi pıtpıtlı zarflar satılıyor. Ona koyup PTT'den kayıtlı gönderirsen iki haftaya kalmadan gider. Normal zarflara koyarsan biraz hırpalanabilir. Eğer kesin gitsin, ulaşmadığında itiraz hakkım olsun diyorsan kısa sürede gönderilen seçenekleri de var ama biraz pahalı.

      Gönderdikten sonra da arada email at varmış mı varmamış diye kontrol etmek için. Bazen geciktirebiliyor postacılar. Emin olursun.

      Bol şans!

      Sil
  3. Teşekkürler Saadet ablacım ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ablacım Kore Üniversitesinin ortalama fiyatı hakkında bir bilgin var mı?

      Sil
    2. Sitesinde yazıyor olması lazım =)

      Sil
  4. Şu liseyi bir bitireydim saadet ablacım :) İmreniyorum vallahi sana okudukça :) Anneniz babanız özlerim ben dayanamam sana gibi sorunlar çıkartmadı mı önünüze biz şimdiden başladıkta :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayırsız evladın hali başka oluyor. Şaka bir yana özleniyor tabi. Sayılı gün olunca sorun olmuyor ama tamamen oraya yerleşenlerin aileleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim =(

      Sil
  5. ben şu misyoner olayını merak ettim bunlar herkese rahatça soru sorabiliyorlar peki dini olana yani belli edene rahatça yanna gelip soru sorabiliyorlarmı snn endonezyalı müslüman kapalı arkadaşların vardı böle olaylar onların başına geliyormuydu anladığım kadarıyla baya yapışkan şeyler hehe

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok, ırkçı-ayrılıkçı insanlar değiller, birini görünce din-dil-ırk fark etmez, hemen yapışıyorlar =D

      Sil