7 Mayıs 2012 Pazartesi

Pirinç Sirkesi

Kampüse yine bir şeyler kurmuşlar
Bu seferki kitap fuarı gibi bir şeyler olsa gerek

Derslerimin olduğu  fakülte binası
Bu flamalara her seferinde yenisi ekleniyor ama ben hiçbirini anlamıyorum
Önemli olayları kaçırıyormuşum hissi vermiyor değil

Geçenlerde yine dersten çıktığım bir gün binanın çıkış kapısının önünde Latin Amerikalı bir arkadaşımı gördüm. Selam verip geçecektim ki (çünkü o sırada bir hocasıyla konuşuyordu, bölmek istemedim) geçemedim. Selamı verdim, tam gidiyordum ki "bir dakika!" dedi, elindeki fotoğraf makinesini uzatarak, "fotoğrafımızı çekebilir misin?".. Ben de amma uzattım. Altı üstü "van münüt" dedi ben de döndüm işte. Neyse. Kendisi yakın zamanda ülkesine döneceği için hocasıyla vedalaşıyormuş, hatıra fotoğrafı çekinmek istemiş. O sırada da formalite icabı beni tanıştırdı hocasıyla. Hocası nereli olduğumu sordu, Türkiye'denim deyince inanılmaz sevindi. Meğer hocanın da gelini Türkmüş. İlk defa Kore Üniversitesinde bir Türk öğrenciyle karşılaşıyorum dedi. Ayak üstü muhabbet ettik biraz. Bana mail adresiyle internet sitesinin adresini verdi, sana da öğle yemeği ısmarlayım dedi. Anladığım kadarıyla öğrencileriyle vakit geçirmeyi çok seven bir hoca. İnternet sitesinde öğrencileriyle yaptığı etkinliklerin fotoğraflarını paylaşmış. Arkadaşımla karşılaştığımda da veda yemeği yemişler, ayrılmak üzerelermiş. Ben de üstüne denk gelmişim tesadüfen. Her neyse, hocaya mail attım. Bir süre mailleştikten sonra bugünün uygun olacağına karar kıldık. Dersim biter bitmez hocanın dersinin olduğu sınıfa gittim. Oradan da bizim fakültenin yanındaki açık büfe kafeteryaya gittik.

Bu arada bahsetmişimdir daha önce, buradaki hocaların en sevdiğim yanlarından biri de öğrencileriyle ders dışında da vakit geçirmeye çalışmaları. Önceki dönemde ders aldığım hocalardan birinin bütün sınıfa yemek ısmarlamasından bahsetmiştim. Hatta çok şaşırmıştım, Türkiye'de hiç karşılaşmadığım için. Meğer bu çok yaygın bir durummuş burada. Bir keresinde Koreli bir arkadaşım, bir hocasının yemek sırasında acil işi çıktığı için erken ayrıldığını, öğrencilerin de ücreti kendileri ödemek zorunda kaldıklarından yakınmıştı. Başarılı öğrencileri yemeğe götüren hocalar felan. Bilmiyorum bana hala garip geliyor. Ama alıştım da sayılır. Mesela bizde hocayla yakından tanışmanın tek yolu ofisine gidip konuşmaktır. O da bir bahane buluyum da gidiyim, yoksa gitmeyim mi diye düşünmekten arada kaynar. Genellikle gidilmez. Bu daha iyi bir yöntem sanırsam. Neyse işte ben de zaten hocanın öğrencisi değilim ama Kore'de Türk olmanın avantajlarından birini daha tecrübe etmiş bulundum.

Yemek sırasında hoca bana Türkiye'ye olan ilgisinin nasıl başladığından bahsetti. "Müstakbel gelinimin Türk olduğunu öğrenince ilk işim kitapçıya gidip Türkiye hakkındaki bütün kitapları almak oldu" dedi. Tabi daha sonraki zamanda ülkemiz hakkında daha çok araştırdıkça hem ülkemizi daha çok sevmiş hem de Kore ve Türkiye arasındaki bağın sağlamlığı hakkında daha çok bilgi sahip olmuş. Uzun yıllar önce söylediği "Oğlum, Japonya, Çin neyse de Türkiye ne alaka?" sözünü geri aldığını tahmin ediyorum. Torunlarının da fotoğraflarını gösterdi. Pazar günlerini onlarla skype'a ayırmış. Çok imrendim böyle mutlu bir aile tablosuna, hem de Kore'nin en iyi üniversitelerinden birinde hocalık yapan bir profesörün bu vesileyle ülkemize dair güzel düşüncelerinin olması beni çok mutlu etti. Daha sonra da benim Kore'yle ilgili düşüncelerimden ve gelecekle ilgili planlarımdan bahsettim. Konu Kore ve Türkiye'nin gelecekteki durumu olunca konuşma daha akademik bir boyut aldı, ben de Kore politikası hakkında daha çok bilgi sahibi olmuş oldum. Yemeğin sonunda hoca bir itirafta bulundu. Dediğine göre, bu kadar olgun ve aklı başında bir öğrenciyle karşılaşmayı beklemiyormuş, bir de özgüvenim çok yüksekmiş.  İlk karşılaştığımızda tipim nasıldı acaba? Ortalarda şebek gibi dolaşırken arkadaşını görüp fotoğraf çekmek için duran bir öğrenciden fazlası değildim herhalde. Neyse işte. "Eşimle birlikte sana Gangnam'daki Türk restoranında yemek ısmarlayalım" dedi. Tek diyebildiğim "Orasının çok pahalı olduğunu duymuştum" oldu (şebek moduna geri dönmece). Kendisinin Gangnam'da stratejik araştırmalar merkezi varmış, "stajyer öğrencilerimi oraya götürüyordum bazen" dedi. En yakın zamanda eşiyle de tanışma sözünü aldıktan sonra ben de onlar Ankara'ya gelirlerse onlara şehrimi en iyi şekilde tanıtacağımın sözünü verdim. Böyle durumlarda insanın İstanbullu olası gelmiyor değil ama napalım, elden gelen başka bir şey yok. hehe


Burası da okulun açık büfe kafeteryası
Et yemediğimi öğrenen Koreli arkadaşlarım da beni buraya  getiriyor bazen

Yurda dönerken mezuniyet kıyafeti giymiş öğrencilere göz atma

Mezuniyet töreni burada yapılıyor olsa gerek

Kampüs her geçen gün daha da güzelleşiyor


Tek başıma romantik yürüyüş

Normalde bunun araba camına yapıştırılması gerekiyordu
Ben de pencere camıma yapıştırdım
Arabasızlığın gözü kör olsun
ühü

Vejeteryan ramen dışında yiyebildiğim tek ramen, Udeng
Diğeri de böğürtlenli pirinç sirkesi
Bu arada ben pirinç sirkesiyle ilk tanışma maceramı anlatmış mıydım? Anlatmadıysam anlatıyım, anlattıysam bi rdaha anlatıyım: bir ara yine meşhur süpermarket alışverişlerimden birine gitmiştim. Haftasonu muydu neydi emin değilim ama ortada bir ton eşantiyoncu (eşantiyoncu değil de, hani şu süpermerketlerde ürünü minik parçalara ayırıp ya da pişirip denettirenler var ya ondan. Adını unuttum.) vardı. Ben de her uygun bulduğuma el atıp karnımı bir güzel doyurduktan sonra, abarttım tamam, bir kaç değişik ürün denedikten sonra, teyzenin biri küçük bir bardakta bordo bir sıvı uzattı. "Alkol var mı bunda?" dedim "yok" dedi. Bir daha sordum, bir daha yok dedi, bir daha sordum (tecrübe konuşuyor bu anda) yine yok dedi. Bir yudum almamla ekşi tadı iliklerimde hissetmem bir oldu. Aha dedim, teyze bana şarap içirdi. Salamı etten saymayanlar kervanına şarabı alkolden saymanlar da eklendi diye geçirdim içimden geçirmesine de bir yandan da arkadaşlarımın alkollü içeceklerin nasıl olduğuna dair yaptıkları yorumlarını hatırlamaya çalışıyorum: ekşimsiliği olur (tik), kokusu pek iyi olmaz (tik) ve bazen meyve tadında olur (tik). Bütün tikler tamamlanınca bir yandan çarpma etkisinin ne zaman geleceğini beklerken bir yandan da bardağın geri kalanını çaktırmadan kenara bırakıp kaçtım. 

Daha sonraki günlerden birinde Çinli arkadaşım yemek yapıp beni çağırdı. Yemeğin yanına da içebileceğim ürünleri sıraladı. Baktım aralarında o sıvıdan da var, hemen sordum bu ne diye. Pirinç sirkesi dedi. Alkol yok mu bunda dedim. Alakası yokmuş. Biz hep bundan içeriz, çok sağlıklı, meyvelileri daha güzel oluyor hatta dedi. Ben de ondan içeyim o zaman dedim. Yalnız seninkine su katalım sana ekşi gelebilir biraz dedi. Su katarak verdi, hakikatten tadı mükemmel. O günden sonra müptelası oldum ama o teyze var ya, hiç acımamış bana. Zalım acummalar listeme onu da katıyorum.


Sunum hazırlıklarının ikinci toplantısı için yine aynı
şirin kafeye geldik akşam yemeğinden sonra.
Bana origami hediye eden yarı Japon arkadaşım da şu tıkınan


Slaytları hazırlama görevini üstlenen arkadaş çok iyi iş çıkarmış
Bana kalsa Powerpoint'ten şaşmazdım
Tek bildiğim program o çünkü
Ne güzel programlar icat edilmiş ben görmeyeli

Son

Bana verilen kısmın devamı


Evlere dağılma vakti
Sokaktaki takoyakici amcaya da iyi geceler dileyelim

1 yorum:

  1. Çok hoş birgün olmus. Yazı beklıyordum bende :D

    YanıtlaSil