11 Mayıs 2012 Cuma

SBS Studyosu


Bugün müzeye yine bir ton çocuk geldi


















Kıyafet giyerken ağlayanlar bile vardı


Grubun yarısı kıyafetleri giyerken daha önce denemiş olan
diğer yarıyla ilgilenme görevi benimdi

Normalde Koreli çocuklar pek uslu olur da
bunlar zıpır çıktı




Tuvalet sırası beklerken



Ben bunu kız zannetmiştim
Tuvalete giderken erkeklerin sırasına girince bir an afalladım
Erkekmiş meğersem
Gerçi bazen büyüklerinde de kız mı erkek mi ayıramadığım oluyor

Grubun bir kısmı Afrika sınıfındayken diğerleri de onları izlerken

Daha minik bir çocuk grubu daha geldi





Ayakların duruşuna da dikkat edermiş








Bir asansöre kaç çocuk sığar?

Bunların hepsi oradan çıktı





Herkes eşinin elini tutmak zorundaymış
Yapıştırılmış gibi hiç bırakmadılar







Büyüklerin arasında bir tane minik kalmış

Veda vakti


İş arkadaşlarım
En çok en arkadakiyle iyi anlaşıyoruz
Diğerleri İngilizce bilmiyor zaten
hehe

Ben görevimi bitirmiş geri dönüyordum ki onlar da bir lokantada
öğle yemeği yiyorlarmış
Camdan el salladılar ben de katıldım onlara

Üzerine yumurta konulmuş pilav kavurması
Fried rice yani


Onlar yemeklerini yiyedururken ben etrafı keşfe daldım

Yeni yeni inşaatlar

Toki konutlarının Kore şubesi olsa gerek

Dokbawi caddeleri



Tatlı pirinç kekleri
Hemen aldım şu ısırınca içinden sıvı çıkanlardan

Dokbawi durağından Bulgwang durağına kadar yürümüşüm
Buradan sonrasını yürümesem iyi olur

Seul metrosundan kareler

Metro reklamları
Bir de ne dediğini anlasam

Burada indim

Yürümeye devam

Değişik hanboklar

Geleneksel davullar


İlginç saksılar









City Bank şubelerinden birine geldim

Dışarıdaki atmler uluslararası kartlara açık değilmiş
Beni içeri gönderdiler

42 TL mi 420 TL mi emin olamadım
Noktayı yanlış yere koymuş olmalarını umuyorum

Cheonggyecheon deresi her mevsim güzel


Anam'a varınca bir grup değişim öğrencisiyle buluştum
KUBA badileri onları bir televizyon programına götürüyormuş
Geçen dönemden tanıdığım Koreli bir badi beni de davet etti
Çıktık yola




Metronun Guyang durağında inip yürümeye başladık

Baya yeşilmiş buralar



Vardık sonunda

Listeden isimlerimiz kontrol ediliyor




Bekleme salonu yazıyor olsa gerek


Bekleme yerine kapalı televizyon bırakmışlar
izlemeyelim diye herhalde

Her grup bir yer bulup oturdu


Yemek vakti

Öğrenci gruplarından biri dağıtma işini üstlendi


Kutularda atıştırmalık olarak çikolatalar ve değişik içecekler vardı ama ana yiyecek olarak kimbap dağıttılar. İçinde salam olduğundan yiyemeyeceğimi söyledim badilerden birine. O da hemen gidip görevliye söylemiş, ona ayrı alalım demişler. Önemli değil felan dedim. Sonra bir ara hava almak için dışarı çıkacağımı söyledim, yiyecek almaya gidiyorum zannetmişler. Sen alma biz alırız dediler hemen. 

Beni bu kafeye getirdiler
Ben de diyorum niye bunlar benimle birlikte geldi diye


Dondurmalar çok iştah açıcı görünüyor


Bu vejateryan sandivici aldılar bana
Normalde diğer öğrencilere dağıttıkları kimbaptan en az 5 kat daha pahalı
Seviyorum ben bu Korelileri ya

Sarı sos Kore'deki minik balkabaklarının ezmesiyle yapılmış
Ne olduğunu bilmediğim başka otlar da vardı
Çok lezzetli ve hafif bir şeydi
Tek sorunu içinde hiç baharat ve tuz olmamasıydı
ama ben sevdim

Program görevlilerinden biri gelip hazır olmamızı söyledi

Gruplar sıraya girdi hemen


Stüdyoya doğru yol alırken

Giriyoruz yavaş yavaş

Programa seyirci olarak kadın askerler de gelmiş
Kore'de kadınların askerlik yapması zorunlu olmadığından bunlar gönüllülermiş
ve sayıları çok azmış
Bugün askerlikle ilgili önemli bir günmüş
ondan davet edilmişler

Programın adı buymuş
Kwicı şyo ne demek diyorum ben de
Meğer Quiz Show demekmiş
Konglish'den nadide örnekler

Su şişelerimizdeki isimleri bile söktürdüler
Reklam unsuru olan hiçbir şey olmamalıymış etrafımızda

Bu kızlar Seul'deki bir kız üniversitesinin tanıtıcı öğrencileriymiş
Hani bizde de var ya liseli öğrencilere kampüs gezdiriyorlar felan
İşte bu öğrenciler Kore'de genellikle güzel ve yakışıklı öğrencilerden seçiliyorlar
Bu programlara seyirci olarak seçilmeleri de aynı nedene dayanıyor olmalı

Yanlarımıza badiler oturdu tercüme etmek için
Bir de seyircilerin arasında yabancılar belli olsun diye
bizi kabak gibi görünebileceğimiz yerlere oturttular.
Beni de seyirci tribününün sahneye en yakın yerine oturttular

Show başlamak üzere


Lambalar

Bazı yabancı arkadaşlara
"I love Korea" tarzı tişörtler giydirdiler

Görevlilerden biri gelip bize ne yapmamız gerektiğini anlattı
Sonra prova yaptık
Ne derlerse desinler aşırı gülüp alkış koparmamız gerekiyormuş
Program başlamadan konuklar yerlerini almaya başladı


İlk bu adam geldi, onu karşılama provası yaptık
Show başlayınca onu bir güzel alkışlayacakmışız
Adı da In Ci Won imiş

Bu adam bana bir yerden tanıdık geliyor ama nerden


Program başladı bile

Adamın nereden tanıdık geldiğini buldum
Benzemiyor mu ama?

Espriler şakalar yapıldı
Sorular soruldu
Biz de program öncesi telefonlarımıza yüklettikleri bir uygulamayla cevapladık
Ben salladım hepsini
Çoğu yanlış çıktı
Bilenlere güzel hediyeler veriliyormuş ama

Bir şeyler konuşuldu, gülündü eğlenildi
Koreli arkadaşım hepsini çevirmediği için pek anlamasam da eğlenceliydi

Geri dönme vakti
Han Nehri'ni geçerken

Bunlara yine bıyık yapasım geldi de kalemimi almamışım yanıma

Programdan sonra metroya doğru yürürken bizimle aynı programdan çıkan 5 Koreli gördük. Hepsi de Kore Üniversitesi tişörtü giymişler. Metroya vardığımızda gişelerden geçerken kalabalık dolayısıyla toplaşmalar oldu. Ben de tişörtlülere "Kore üniversitesinin hangi klübüsünüz?" dedim (gelen öğrenci grupları bir öğrenci klübüne bağlı olarak gelmişlerdi hep, biz de KUBA'ya bağlıydık çünkü). Onlar bir klübe bağlı değillermiş. Arkadaşlarından biri başvurmuş, şansına çıkmış. Normalde bireylerin katılma şansı çok düşük ama bize çıktı işte felan dediler. Hani bizde de var ya, Beyaz Show'a vs katılanlar genellikle üniversite klüpleri aracılığıyla gelir, öyle bir durum söz konusu sanırsam. Neyse işte biz konulurken badilerle yabancı öğrenciler arasında bir sorun çıktı.Onların evleri ters istikametteymiş, "siz Anam'a bizsiz dönebilir misiniz?" dediler. Döneriz dönemeyiz derken, badiler benim konuştuğum tişörtlülere gelip, "siz bunları götürebilir misiniz Anam'a gidiyorsanız" diye sordular. Onlar da aralarında gülüşmeye başladılar, ne dediklerini anlamadım ama çocuk bakıcısı  mıyız biz tarzı bir şeyler dediklerine eminim. Ben de biraz bozuldum tabi bu duruma. Diğerleri neyse, Kore'ye bu dönem geldikleri ve civciv gibi her yere gruplar halinde gittikleri için Seul'ü çok iyi bilmiyorlar ama iki dönemdir burada olan ben, hele bir de her yere yürüyerek gitmekten Seul'ün altını üstüne getirmiş biri olarak bu durumu yadırgadım. "Kendimiz gideriz biz" diye bir atar yaptım ama tişörtlüler o sırada "tamam biz götürürüz" dedikleri için atarımı kendime sakladım.

Gel gör ki daha metroya binmemiştik ki, istasyonun koridorlarından birine (bazı istasyonlar inanılmaz karmaşık ve büyük oluyor bazen) yanlış girmişim. Bir baktım etrafta benden başka kimse yok. Dolandım dolandım ama bizimkilerden kimseyi göremedim. İşin kötü tarafı kimsenin de numarası yoktu bende. Neyse artık tek başıma girerim diye içimden geçiriyordum ki tişörtlülerden biri beni buldu. Nefes nefese kalmış zavallım. "Neredesin sen ya, her yerde seni arıyoruz" demez mi? Rezillik diz boyu. Bir de başta o kadar havamı atmıştım "Seul metrosu benden sorulur" diye."Yavaş sorsunlar" demediler Allah'tan. Sonra diğerlerinin olduğu yere gittik. Hepsi beni bekliyormuş. Alışveriş merkezinde kaybolup anonsla bulunan çocuklar gibi hissettim kendimi. Sonra bindik metroya hep beraber. Giderken Emre aradı. Ben de Türkçe konuşuyor olmanın verdiği rahatlıkla artık nasıl konuştuysam, konuşmam bitince tişörtlülerden biri "Çok sesli konuşuyorsun, bizde metroda bu kadar sesli konuşulmaz" dedi. Normalde metrolardaki tüm ekranlarda buna benzer uyarılar sürekli oluyor ama hiç kimse beni birebir uyarmamıştı. İyice köyden indim şehre oldu benimkisi. Her neyse daha sonra tanıştık, adı Do imiş. Arkadaşlarıyla birlikte Kore Üniversitesinde elektrik elektronik bölümünde okuyorlarmış. Abim de o bölümden mezun felan dedim, muhabbetimize Japon arkadaşım Maho da katıldı. Japonlarla diğer yabancıları kıyaslamaya başladı sonra. Japon kızları diğerlerine göre daha kibar ve nazik oluyorlar dedi. Bu nedir ya? Resmen ezildim orada. Bazen bu Korelilerin açık sözlülüğü beni deli ediyor. Ama ben memnunum. İnsanların hatalarını yüzlerine söyleyen kişileri, arkadan konuşup yüze gülen korkak insanlara tercih etmişimdir hep.Neyse işte Japonlardan uzun uzun bahsedip bizi (diğer yabancıları) yerin dibine soktuktan sonra, "işte bu yüzden Koreli erkekler uluslararası evliliklerde Japon kadınları tercih ediyor çoğunlukla" demez mi? Ay çok üzüldüm. Ana kuzusu Koreli erkekler kendi hallerine baksınlar önce. Tabi bu arada kendisinin de beş yıllık kız arkadaşının olduğunu da ihmal etmedi. Sonra da ondan bahsettik. 

Her ne kadar arada bozulmalar olsa da muhabbet baya iyiydi. Gerçekten. Ben bir sorun olduğunda genellikle insanlara direk söylemeyi tercih ederim. Mesela biri bana yanlış bir davranışta bulunduğunda "düşünüp düşünüp içime oturacağına, söyleyeyim onun içine otursun" derim genellikle. Bundan sonrasında da insanın kalitesi belli olur zaten tepkisine bakarak. Eğer hatasını kabul ederse, ya da o olayda benim de hatalı olduğum kısımları o da bana söylerse, karşılıklı konuşup anlaşırız. İkimizin de içine oturmaz. İnsan ilişkilerinde en güzel rahatlama yöntemi bu bence. Bunu yapabildiğim kişilerle arkadaşlıklarım daha uzun ömürlü oluyor genellikle. Yok eğer kendine toz kondurmayıp, zeytinyağı gibi su üzerine çıkmaya çalışırsa ya da sırf siz onun hatasını söylediniz diye başka konularda sizi suçlamaya kalkarsa o insana bir daha bir şey söylemeyeceğiniz anlamına gelir ki o kişiyle bir daha da görüşmenin manası yok zaten.

Korelilerde de bu durumu görüyorum. Eğer bir durum varsa düşüncelerini rahatça söylüyorlar. Bilmiyorum belki de ben karşımdakine o rahatlığı verdiğim için öyledir ama belki de vermiyorumdur. Bilmiyorum. Söylüyorlar ve ben ilk başta biraz bozulsam da memnun kalıyorum bu durumdan. Kişi kişinin aynasıdır sonuçta. Bu durum karşıdakini kırma ya da küçümseme amacı gütmüyorsa, hem cesaret gerektiren hem de daha dürüst bir yöntem. Mesela Sri Lankalı bir arkadaşım Korelilerin bu durumundan yakınmıştı. Kendisi bir yıl Japonya'da değişim öğrencisi olarak kalmış. "İnsanlar hiç birbirini kırmıyor, bir hatası olsa bile söylemiyor, kendine saklıyor. Onların senin hakkında ne düşündüğünü asla anlayamazsın ama Koreliler çok kırıcı bu konuda" demişti. Ben de cevap olarak, "bu daha kötü değil mi?" deyip "Eğer bir insan sana karşı gelenek icabı iyi davranıp ama aslında içinde sana karşı fırtınalar kopuyorsa ve sen bunu bilmiyorsan bu arkadaşlığınıza da zarar vermez mi?" demiştim. Sonra o da biraz düşününce bana hak vermişti. 

Konu dağıldı yine. Bugün yine yeni arkadaşlar edindim. Yeni şeyler öğrendim. Yabancı olunca metroda sesli konuşma ayrıcalığımız olmuyormuş mesela. Bir de ortalarda ben bilirim diye dolanmamak gerekiyormuş. Her insan hata yaparmış. Önemli olan ondan ders çıkarmakmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine


3 yorum:

  1. Korelilerle bu kadar iyi anlaşman çok sevindirici.Ayrıca ülkemizi de bu kadar güzel temsil ediyor olman :) Her şey gönlünce olur inşallah :)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Siz de çok daha iyi anlaşabileceğiniz Korelilerle bol bol karşılaşma imkanı bulursunuz umarım =)

      Sil
  2. Saadet abla :) blogunu tesadüfen buldum geçenlerde ve severek takip ediyorum.Diger bloglardan daha fazla sevme nedenim ikimizin de adı saadet^^ Senin blogundayken hep kendimi hayal ediyorum.Acaba bir gün ben de senin gibi Kore'ye gidip böyle bir blog kurabilecek miyim diye düşünüp duruyorum... Bunu zaman gösterecek.Insallah ben de bir gün Kore'ye gidip hayallerimi gerceklestirebilirim :)

    YanıtlaSil